SON DAKİKA
Hava Durumu

#Adalet

Bursailkhaber - Adalet haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Adalet haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Yeşiltaş: İlk seçimde Bursa’yı geri alacağız! Haber

Yeşiltaş: İlk seçimde Bursa’yı geri alacağız!

YENİ Parti Bursa Kurucu İl Başkanı ve İl Başkan Adayı Nihat Yeşiltaş, 18 Ekim’de gerçekleştirilecek il kongresi öncesi seçim çalışmaları kapsamında İstiklal Mahallesi’nde partililerle buluştu. Yeşiltaş, 31 Mart seçimlerinde Bursa'nın yanı sıra Osmangazi'nin de aralarında bulunduğu 6 ilçede belediye başkanlığını kazandıklarını söyleyerek, halkçı belediyeciliği hayata geçirme sözü verdiklerini dile getirdi. Bursa halkına karşı sorumlulukları olduğunu vurgulayan Yeşiltaş, çocuklara bırakılacak en önemli miraslardan birinin kenti kazanan bir il başkanı olmak olduğunu ifade etti. “Bursa Büyükşehir Belediyesi’ne çöküldü” 31 Mart Yerel Seçimleri’nin iktidar tarafından lağvedildiğini söyleyen Yeşiltaş, “Bugün Türkiye nüfusunun yüzde ellisi seçtiği belediye başkanı tarafından yönetilmiyor. Bunun en ağır sonuçlarından birini de Bursa’da gördük. Bursa’da 860 bin oyla seçilmiş Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey şu anda içeride esirdir. 61 adet belediye meclis üyesinin verdiği oyla şu anda Bursa Büyükşehir Belediyesi’ne çökülmüştür. Ama şimdi görecekler. Bu millet kendi iradesini gasp edene karşı günü geldiğinde o duruşu gösterecektir. İlk genel seçimde Bursa’yı geri alacağız. Çünkü bu millet kendi iradesinin gaspını kesinlikle kabul etmez” dedi. Ekonomi, adalet ve eğitim eleştirisi Konuşmasında ekonomi ve sosyal yaşamla ilgili değerlendirmelerde de bulunan Yeşiltaş, iktidarın Türkiye'yi açlık ve yoksulluk içinde bıraktığını savundu. Açlık sınırının 38 bin lira olduğunu belirten Nihat Yeşiltaş, çalışanların 28 bin lira, emeklilerin ise 23 bin lira düzeyindeki gelirlerle geçinmek zorunda bırakıldığını söyledi. Türkiye'nin enflasyondaki konumunu ve adalete duyulan güveni de eleştiren Yeşiltaş, mevcut tablonun toplumun geleceğe yönelik umutlarını zayıflattığını ifade etti. Çocukların güvenliği ve eğitim koşullarına da değinen Yeşiltaş, okullarda güvenlik endişelerinin arttığını, ailelerin çocuklarını okula güvenle gönderemediğini ve bazı ailelerin okul çıkışına kadar kapıda beklemek zorunda kaldığını söyledi. Çocukların beslenme çantalarını doldurmakta zorlanan ailelerin yaşadığı sıkıntılara dikkat çeken Yeşiltaş, daha adil, demokratik ve refah içinde yaşanan bir ülke hedeflediklerini belirtti.

İmar Yasasına Takılanlar Derneği’nden TBMM’ye çağrı: “Yapı Kayıt mağduriyeti yıkımla değil, kalıcı çözümle giderilmeli” Haber

İmar Yasasına Takılanlar Derneği’nden TBMM’ye çağrı: “Yapı Kayıt mağduriyeti yıkımla değil, kalıcı çözümle giderilmeli”

Türkiye’de uzun yıllardır devam eden imar sorunları, Yapı Kayıt Belgesi uygulamasından yararlanan veya çeşitli nedenlerle imar mevzuatıyla karşı karşıya kalan vatandaşların yaşadığı mağduriyetlerle yeniden gündeme geliyor. İmar Yasasına Takılanlar Derneği Genel Başkanı İbrahim Hacıoğlu, konunun yalnızca teknik bir imar meselesi olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, yaşanan sorunların doğrudan mülkiyet hakkı, barınma hakkı, aile düzeni ve vatandaşların yıllardır yaşadıkları çevreyle olan bağları açısından ele alınması gerektiğini söyledi. Hacıoğlu, çözüm arayışlarının sürdüğü bir dönemde vatandaşların evlerinin yıkımla karşı karşıya bırakılmaması gerektiğini vurgularken, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne kapsamlı bir düzenleme yapılması çağrısında bulundu. “Yapı Kayıt mağduriyeti yalnızca imar sorunu değildir” İbrahim Hacıoğlu, Yapı Kayıt mağduriyetinin sadece belediyelerin imar planları veya yapıların mevzuata uygunluğu üzerinden değerlendirilmesinin eksik bir yaklaşım olacağını ifade etti. Hacıoğlu’na göre söz konusu yapıların arkasında yıllarca emek verilerek oluşturulmuş yaşam alanları, ailelerin birikimleri ve vatandaşların mülkiyet beklentileri bulunuyor. Hacıoğlu, “Yapı Kayıt mağduriyeti yalnızca imar sorunu değildir; mülkiyet, barınma ve aile düzeniyle doğrudan ilgilidir. Bu nedenle konu TBMM tarafından kapsamlı şekilde ele alınmalı ve kalıcı çözüm üretilmelidir” ifadelerini kullandı. “Planlama devam ederken acele etmeyin” Dernek olarak temel taleplerinin vatandaşın sorununa çözüm bulunmadan geri dönüşü olmayan işlemlerin yapılmaması olduğunu belirten Hacıoğlu, özellikle yıkım kararları konusunda dikkatli olunması gerektiğini söyledi. Hacıoğlu, “Planlama devam ederken acele etmeyin. İnsanların yılların emeğiyle yaptığı evleri çözüm kapısı açılmadan yıkmayın” çağrısında bulundu. İmar planlarının ve mevzuata ilişkin çalışmaların sürdüğü bölgelerde, vatandaşların geleceğinin belirsizlik içerisinde bırakılmasının yeni mağduriyetlere yol açabileceğini belirten Hacıoğlu, çözüm ihtimali bulunan dosyalarda önceliğin yıkım değil, hukuki ve idari çözüm yollarının değerlendirilmesi olması gerektiğini savundu. “Biz de soruyoruz: Çözüm ihtimali varken neden yıkım?” İmar Yasasına Takılanlar Derneği tarafından yapılan açıklamada, kamuoyuna doğrudan bir soru da yöneltildi: “Çözüm ihtimali varken neden yıkım?” Dernek, planlama ve düzenleme süreçleri devam ederken vatandaşların evlerinin yıkılması halinde, daha sonra üretilecek olası bir çözümün bazı aileler açısından anlamını yitirebileceğine dikkat çekiyor. Hacıoğlu, “Planlama devam ederken neden vatandaş mağdur edilsin?” diyerek, imar sorunlarının çözümünde kamu yararı, hukuk ve vatandaşın hakkının birlikte gözetilmesi gerektiğini ifade etti. “İmar sorunları yıkımla değil, akılcı çözümlerle ele alınmalı” Dernek Başkanı Hacıoğlu, imar sorunlarının yıllardır farklı bölgelerde vatandaşların hayatını etkilediğini belirterek, çözümün yalnızca yıkım ve cezai yaptırımlar üzerinden kurulamayacağını savundu. Hacıoğlu, imar sorunlarının akılcı, adil, uygulanabilir ve vatandaşın hakkını gözeten yöntemlerle ele alınması gerektiğini söyledi. “İmar sorunları yıkımla değil; akılcı, adil ve vatandaşın hakkını gözeten çözümlerle ele alınmalıdır” diyen Hacıoğlu, merkezi yönetim, TBMM, yerel yönetimler ve ilgili kurumların ortak bir anlayışla hareket etmesi gerektiğini belirtti. “Yıkımdan önce çözüm, mağduriyetten önce adalet” İmar Yasasına Takılanlar Derneği’nin çağrısının temelinde iki önemli başlık bulunuyor: Yıkımdan önce çözüm. Mağduriyetten önce adalet. Dernek, özellikle uzun yıllardır aynı evlerde yaşayan vatandaşların durumunun yalnızca yapıların teknik özellikleri üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini savunuyor. Bir evin, o evde yaşayan aile için sadece beton ve duvardan oluşan bir yapı olmadığını belirten Hacıoğlu, vatandaşların yıllarca biriktirdikleri emeklerinin, anılarının ve aile düzenlerinin de dikkate alınması gerektiğini ifade etti. “İnsanların yaşam alanları dikkate alınmalı” Hacıoğlu, imar düzenlemelerinde vatandaşların yaşam gerçeklerinin göz önünde bulundurulmasının önemine dikkat çekti. Yıllardır aynı mahallede yaşayan, çocuklarını aynı çevrede büyüten, ekonomik imkanları doğrultusunda evini yapan vatandaşların bir anda evlerini kaybetme riskiyle karşı karşıya kalmasının ciddi sosyal sonuçlar doğurabileceğini belirten Hacıoğlu, kamu politikalarının bu gerçeklikten kopuk hazırlanmaması gerektiğini söyledi. Hacıoğlu, “Bir vatandaşın en doğal hakkı; evinde, mahallesinde ve yıllardır yaşadığı yerde güven içinde hayatını sürdürebilmektir” ifadelerini kullandı. “İmar sorunları kişisel çekişmelerin konusu olmamalı” Dernek Başkanı Hacıoğlu, imar sorunlarının kişiler veya kurumlar arasındaki çekişmeler üzerinden değil, hukuk ve kamu yararı çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini de vurguladı. “İmar sorunları kişisel çekişmelerin değil, hukukun, adaletin ve kamu vicdanının konusu olmalıdır” diyen Hacıoğlu, vatandaşların siyasi görüşü, ekonomik durumu veya kişisel ilişkilerinden bağımsız olarak eşit ve adil bir hukuki çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. TBMM’ye kapsamlı düzenleme çağrısı İmar Yasasına Takılanlar Derneği, mevcut mağduriyetlerin parça parça ve geçici düzenlemelerle değil, kapsamlı bir yasal çerçeveyle çözüme kavuşturulmasını istiyor. Dernek tarafından TBMM’nin, farklı bölgelerdeki imar sorunlarını bütüncül biçimde ele alması ve vatandaşların yaşadığı mağduriyetlerin nedenlerini ortaya koyarak kalıcı çözüm üretmesi gerektiği vurgulanıyor. Hacıoğlu, yapılacak düzenlemelerde hem şehirlerin planlı gelişiminin hem de vatandaşların mülkiyet ve barınma hakkının birlikte gözetilmesi gerektiğini ifade etti. “Şehirlerin planlaması da vatandaşın hakkı da korunmalı” İmar sorununun çözümünün plansız yapılaşmayı teşvik etmek anlamına gelmemesi gerektiğinin altını çizen Hacıoğlu, planlı kentleşmenin önemini kabul ettiklerini; ancak geçmişten gelen sorunların çözümünde vatandaşların yaşam koşullarının da dikkate alınması gerektiğini belirtti. Derneğin yaklaşımına göre amaç, şehirlerin planlı gelişimi ile vatandaşların kazanılmış hak ve beklentileri arasında adil bir denge kurulması. Bu nedenle yeni düzenlemelerin yalnızca bugünün sorunlarını değil, gelecekte benzer mağduriyetlerin yaşanmaması için gerekli hukuki ve planlama altyapısını da kapsaması gerektiği ifade ediliyor. “Bir vatandaşımız daha ‘Sesimi duyun’ diyorsa…” İmar Yasasına Takılanlar Derneği, çalışmalarını vatandaşların yaşadığı mağduriyetleri gündeme taşımak ve çözüm arayışlarını desteklemek amacıyla sürdürdüğünü belirtiyor. Hacıoğlu, açıklamasının sonunda toplumsal dayanışma çağrısı yaparak şu mesajı verdi: “İmar Yasasına Takılanlar Derneği olarak vatandaşlarımızın sesinin duyulması ve mağduriyetlerin hukuk çerçevesinde çözüme kavuşması için mücadelemizi sürdürüyoruz. Bir vatandaşımız daha ‘Sesimi duyun’ diyorsa, hep birlikte kulak vermeliyiz.” Çağrının özeti: Yıkım değil, çözüm İmar Yasasına Takılanlar Derneği’nin açıklaması, Türkiye’de yıllardır devam eden imar tartışmalarında yeni bir yaklaşım çağrısını gündeme getiriyor. Dernek; vatandaşların evlerinin ve yaşam alanlarının korunmasını, imar planlama süreçlerinin hızlandırılmasını, hukuki belirsizliklerin giderilmesini ve TBMM tarafından kapsamlı bir çözüm oluşturulmasını talep ediyor. İbrahim Hacıoğlu’nun mesajı ise şu ifadelerde özetleniyor: “Planlama devam ederken vatandaş mağdur edilmesin. Çözüm ihtimali varken yıkım yoluna gidilmesin. Yıkımdan önce çözüm, mağduriyetten önce adalet sağlansın.” Dernek, önümüzdeki süreçte Yapı Kayıt Belgesi ve imar sorunları nedeniyle mağduriyet yaşayan vatandaşların sorunlarını kamuoyuna taşımaya ve yasal çözüm arayışlarını sürdürmeye devam edeceğini belirtiyor.

Yapı Kayıt Mağduriyeti Büyüyor: “Yaklaşık 10 Milyon Kişi Çözüm Bekliyor” Haber

Yapı Kayıt Mağduriyeti Büyüyor: “Yaklaşık 10 Milyon Kişi Çözüm Bekliyor”

2018 yılında uygulamaya alınan İmar Barışı ve sonrasında yaşanan hukuki ve idari sorunlar, aradan geçen yıllara rağmen çok sayıda vatandaşın gündemindeki yerini koruyor. İmar Yasasına Takılanlar Derneği Başkanı İbrahim Hacıoğlu, yapı kayıt belgelerinin iptal edilmesi, imar planlarındaki eksiklikler, farklı idari uygulamalar ve yıkım kararları nedeniyle ciddi bir mağduriyet tablosunun ortaya çıktığını savundu. Hacıoğlu, köylerden kent merkezlerine kadar geniş bir alana yayılan sorunun yaklaşık 10 milyon kişiyi doğrudan veya dolaylı biçimde ilgilendirdiğini belirterek, vatandaşların yıllar önce yaptıkları ya da satın aldıkları konutlarla ilgili hukuki belirsizlik yaşadığını ifade etti. “VATANDAŞ DEVLETİN DÜZENLEMESİNE GÜVENDİ” Yapı Kayıt Belgesi alarak devlet tarafından oluşturulan düzenlemeye güvenen vatandaşların bugün farklı hukuki sorunlarla karşı karşıya kaldığını belirten Hacıoğlu, sorunun temelinde hukuki belirsizliklerin bulunduğunu söyledi. Hacıoğlu, vatandaşların geçmişte yaptıkları işlemler sırasında devlet tarafından belirlenen bedelleri ödediklerini ve kendilerine verilen belgeler doğrultusunda yaşamlarını sürdürdüklerini belirterek, aradan geçen yılların ardından ortaya çıkan iptal ve yıkım süreçlerinin aileleri ciddi bir belirsizliğe ittiğini dile getirdi. “Vatandaşlarımızın önemli bir bölümü yıllar önce yaptığı veya satın aldığı konutu, aldığı Yapı Kayıt Belgesi, ödediği bedeller ve devletin oluşturduğu hukuki düzenlemeler nedeniyle haklı bir çözüm beklentisi içerisindedir” diyen Hacıoğlu, sorunun daha fazla ertelenmemesi gerektiğini savundu. YAPI KAYIT BELGELERİNDE HUKUKİ BELİRSİZLİK Dernek tarafından gündeme getirilen başlıca sorunların başında Yapı Kayıt Belgesi bulunan veya İmar Barışı sürecinden geçmiş yapıların hukuki statüsünün halen tartışmalı olması geliyor. Bazı vatandaşların belgelerinin iptal edildiğini, bazı yapıların ise yıkım kararları veya yıkım tehdidiyle karşı karşıya kaldığını belirten Hacıoğlu, özellikle belge iptali sonrasında vatandaşın hangi hukuki yollara başvurabileceği konusunda ciddi belirsizlikler bulunduğunu ifade etti. Aynı durumda bulunan vatandaşların farklı idari uygulamalarla karşılaşmasının da adalet ve eşitlik tartışmalarını beraberinde getirdiğini söyleyen Hacıoğlu, uygulamalarda açık ve objektif kriterlere ihtiyaç olduğunu vurguladı. “YIKIMDAN ÖNCE ÇÖZÜM ÜRETİLMELİ” Hacıoğlu, yapı kayıt sorununda çözümün yalnızca yıkım üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, her yapının teknik ve hukuki durumunun ayrı ayrı incelenmesi gerektiğini söyledi. Derneğin yaklaşımına göre; Güvenli olduğu tespit edilen yapılar korunmalı, Riskli yapılar dönüştürülmeli, Eksiklikleri giderilebilir yapı sahiplerine düzeltme imkânı tanınmalı, Hukuki statüsü belirsiz yapılar için yeniden değerlendirme mekanizması oluşturulmalı. Hacıoğlu, “Yıkım kararı vermeden önce yapının teknik durumu, güvenliği, düzeltilebilir eksiklikleri ve vatandaşın hukuki durumu birlikte değerlendirilmelidir” görüşünü dile getirdi. KÖYDEN MAHALLEYE DÖNÜŞEN YERLERDE SORUNLAR DERİNLEŞTİ Yapı kayıt mağduriyetinin yalnızca kent merkezlerindeki yapılardan ibaret olmadığını belirten Hacıoğlu, 6360 sayılı Büyükşehir Yasası sonrasında köyden mahalleye dönüşen bölgelerde geçmişten gelen yapılaşma sorunlarının daha karmaşık hale geldiğine dikkat çekti. Özellikle kırsal bölgelerde yıllardır kullanılan konutların yeni planlama ve imar süreçleriyle karşı karşıya kaldığını belirten Hacıoğlu, geçmişten gelen yapılaşmanın bugünün mevzuatıyla değerlendirilmesinin vatandaşlar açısından önemli hukuki sorunlar doğurabildiğini ifade etti. Kırsal mahallelerde yaşayan vatandaşların yıllardır kullandıkları evleriyle ilgili bir anda hukuki sorunlarla karşılaşmasının sosyal açıdan da değerlendirilmesi gerektiğini belirten Hacıoğlu, bu bölgelerin kendine özgü koşullarının dikkate alınmasını istedi. YIKIM SADECE BİNAYI DEĞİL, AİLE BÜTÇESİNİ DE ETKİLİYOR Yıkım kararlarının yalnızca bir yapının ortadan kaldırılması anlamına gelmediğini belirten Hacıoğlu, bunun aynı zamanda ailelerin barınma hakkını, yıllar boyunca biriktirdikleri ekonomik değerleri ve sosyal yaşamlarını doğrudan etkilediğini söyledi. Bir yapının yıkılması halinde vatandaşın yeni bir konut edinme, taşınma veya kira giderleriyle karşı karşıya kalacağını belirten Hacıoğlu, özellikle dar gelirli aileler açısından bu maliyetlerin karşılanmasının oldukça güç olduğunu ifade etti. Hacıoğlu, yapı kayıt sorununa ilişkin çözüm arayışında ekonomik ve sosyal boyutların da hukuk ve teknik kriterlerle birlikte ele alınması gerektiğini savundu. “HER YAPI AYNI DEĞİLDİR” İmar Yasasına Takılanlar Derneği Başkanı Hacıoğlu, yapıların tamamının aynı kategoride değerlendirilmesinin doğru olmadığını belirterek, teknik açıdan güvenli olan yapılarla riskli yapıların birbirinden ayrılması gerektiğini söyledi. Güçlendirme, tadilat veya belirli eksikliklerin giderilmesiyle mevzuata uygun hale getirilebilecek yapılar için vatandaşlara süre verilmesini isteyen Hacıoğlu, “Çözüm üretilebilecek bir yapıyı doğrudan yıkmak yerine, önce çözüm yollarının değerlendirilmesi gerekir” yaklaşımını ortaya koydu. KAPSAMLI YASAL DÜZENLEME ÇAĞRISI Dernek, yapı kayıt mağduriyetlerinin çözümü için kapsamlı bir yasal düzenleme hazırlanmasını talep ediyor. Bu düzenlemenin yalnızca Yapı Kayıt Belgesi bulunan yapıların durumunu değil, belge iptalleri, kırsal alanlardaki özel imar sorunları, yıkım kararları, teknik güvenlik, güçlendirme ve vatandaşların hukuki başvuru yollarını da kapsaması gerektiği belirtiliyor. Derneğin öne çıkan talepleri arasında, Yapı Kayıt Belgesi iptal edilen yapıların somut gerekçeler üzerinden yeniden değerlendirilmesi, teknik olarak güvenli yapıların hukuki statülerinin çözüme kavuşturulması ve yıkım öncesinde teknik inceleme yapılmasının zorunlu hale getirilmesi bulunuyor. “AYNI DURUMDAKİ VATANDAŞA AYNI UYGULAMA” Hacıoğlu, vatandaşların en önemli beklentilerinden birinin de uygulamalarda birlik sağlanması olduğunu belirtti. Aynı özelliklere sahip yapıların farklı bölgelerde farklı idari işlemlere tabi tutulmasının vatandaşların adalet duygusunu zedelediğini ifade eden Hacıoğlu, açık, şeffaf ve objektif kriterlerin belirlenmesi gerektiğini söyledi. Hacıoğlu, vatandaşın hangi şartlarda başvuru yapabileceğinin, hangi belgelerin gerekli olduğunun ve hangi yapıların hangi koşullarda yasal statüye kavuşturulabileceğinin açık biçimde ortaya konulmasını istedi. ÇÖZÜM SÜRECİ ŞEFFAF OLMALI Dernek, vatandaşların çözüm için başvurabileceği açık ve ulaşılabilir bir hukuki süreç oluşturulmasını da talep ediyor. Hacıoğlu, vatandaşların yıllarca süren belirsizlik nedeniyle hem ekonomik hem de psikolojik açıdan zor durumda kaldığını belirterek, çözüm mekanizmasının yalnızca yeni bir düzenleme yapılmasıyla sınırlı kalmaması gerektiğini söyledi. Vatandaşın başvurusunu yapabileceği, dosyasının inceleneceği, teknik ve hukuki durumunun değerlendirileceği ve sonucunun açık biçimde bildirileceği bir sistem kurulması gerektiğini savundu. “YAPI KAYIT MAĞDURİYETİ GÖRMEZDEN GELİNEMEZ” İbrahim Hacıoğlu, yapı kayıt mağduriyetinin artık görmezden gelinemeyecek büyüklükte bir toplumsal sorun olduğunu belirterek, çözümün yalnızca imar mevzuatı üzerinden değil, vatandaşın yaşam koşulları ve ekonomik gerçekleri dikkate alınarak ele alınması gerektiğini ifade etti. Hacıoğlu, devletin geçmişte oluşturduğu düzenlemelere güvenerek işlem yapan vatandaşların bugün belirsizlik içerisinde bırakılmaması gerektiğini belirterek, “Güvenli olan yapı korunmalı, riskli olan yapı dönüştürülmeli, giderilebilir eksiklikler için vatandaşa fırsat tanınmalı ve hukuki belirsizlikler ortadan kaldırılmalıdır” mesajını verdi. Dernek, başta TBMM olmak üzere ilgili kamu kurumlarını kapsamlı bir yasal düzenleme hazırlamaya ve yapı kayıt mağduriyetlerini bütün yönleriyle ele almaya çağırdı. Hacıoğlu, çözümün gecikmesinin vatandaşın mağduriyetini büyüttüğünü belirterek, “Yıkımdan önce çözüm, cezadan önce düzenleme, belirsizlikten önce hukuk” anlayışıyla hareket edilmesi gerektiğini vurguladı. İmar Yasasına Takılanlar Derneği, kamuoyunda #YapıKayıtElzemdir çağrısıyla gündeme getirdiği taleplerinin, milyonlarca vatandaş açısından doğrudan barınma, mülkiyet, ekonomik güvence ve hukuki istikrar meselesi olduğunu belirterek yasal düzenleme beklentisini yineledi.

Türk Eğitim-Sen Bursa 2 Nolu Şube Başkanı Fatih Gümüş’ten Sert Çıkış: “Yönetici Atamalarında Çifte Standart Eğitimde Adalet Duygusunu Yaralıyor” Haber

Türk Eğitim-Sen Bursa 2 Nolu Şube Başkanı Fatih Gümüş’ten Sert Çıkış: “Yönetici Atamalarında Çifte Standart Eğitimde Adalet Duygusunu Yaralıyor”

Türk Eğitim-Sen Bursa 2 Nolu Şube Başkanı Fatih Gümüş, eğitim kurumlarında yönetici görevlendirme süreçlerine ilişkin önemli açıklamalarda bulunarak özellikle proje okullarındaki yönetici atamalarında yaşandığını ifade ettiği belirsizliklere ve uygulama farklılıklarına sert tepki gösterdi. Eğitim sisteminin temel taşlarından biri olan okul yönetimlerinin; kişisel değerlendirmeler, subjektif tercihler veya belirsiz uygulamalarla değil, hukuk, liyakat, şeffaflık ve fırsat eşitliği ilkeleri doğrultusunda şekillenmesi gerektiğini belirten Gümüş, yönetici atamalarında tüm eğitim çalışanları için aynı kuralların geçerli olması gerektiğini vurguladı. Fatih Gümüş yaptığı açıklamada, Türkiye genelinde eğitim kurumlarında yönetici olabilmek isteyen binlerce öğretmenin ciddi bir süreçten geçtiğine dikkat çekerek, "Eğitim çalışanlarımız yıllarını mesleklerine vermekte, yönetici olabilmek için belirlenen sınavlara girmekte, eğitim programlarına katılmakta, çeşitli değerlendirme süreçlerinden geçmekte ve büyük bir rekabet içerisinde görev almak için mücadele etmektedir. Bu süreçlerin elbette geliştirilmesi gereken yönleri olabilir ancak en azından belirli kurallara, ölçülebilir kriterlere ve herkes için geçerli olan bir sisteme dayanmaktadır." ifadelerini kullandı. “Aynı görev için farklı uygulamalar kabul edilemez” Proje okullarındaki yönetici görevlendirme süreçlerinin diğer eğitim kurumlarından farklı ilerlediğini belirten Gümüş, burada objektif, açık ve denetlenebilir kriterlerin bulunmamasının eğitim camiasında ciddi soru işaretlerine neden olduğunu dile getirdi. Gümüş, "Bir tarafta yazılı sınavlara giren, eğitimlere katılan, değerlendirmelerden geçen ve belirli kriterleri yerine getirmeye çalışan binlerce eğitimci bulunmaktadır. Diğer tarafta ise aynı sorumluluk ve yetkiye sahip yönetim görevlerine farklı yöntemlerle yapılan görevlendirmeler söz konusu olabilmektedir. Bu durum doğal olarak eğitim çalışanlarımız arasında adalet duygusunun sorgulanmasına yol açmaktadır." dedi. Eğitim yönetiminde güven ortamının ancak eşitlik ve şeffaflıkla sağlanabileceğini belirten Gümüş, "Aynı göreve talip olan eğitimciler arasında farklı değerlendirme yöntemlerinin uygulanması, çalışma barışını olumsuz etkiler. Eğitim çalışanları kendileri için ayrıcalık istemiyor; yalnızca herkes için aynı şekilde uygulanan adil bir sistem talep ediyor." açıklamasında bulundu. “Belirsizlik kurumsal huzuru zedeliyor” Proje okullarında görev yapan öğretmen ve yöneticilerin görevlendirme süreçlerine ilişkin kamuoyunda yeterli açıklık bulunmadığını ifade eden Fatih Gümüş, belirsizliğin eğitim kurumlarında motivasyon kaybına neden olduğunu söyledi. Gümüş açıklamasında şu değerlendirmelerde bulundu: "Bir eğitim kurumunda görev yapan yöneticilerin hangi kriterlere göre belirlendiği, görev sürelerinin nasıl değerlendirildiği, kimlerin hangi gerekçelerle göreve devam ettiği veya görevden ayrıldığı açık ve anlaşılır olmalıdır. Şeffaf olmayan her uygulama, beraberinde soru işaretlerini getirir. Eğitim çalışanlarının emeğinin, tecrübesinin ve mesleki birikiminin hangi ölçütlerle değerlendirildiğini bilmesi gerekir." "Belirsizliğin olduğu yerde güven ortamı oluşmaz. Güvenin olmadığı bir çalışma ortamında ise kurumsal aidiyet zayıflar, motivasyon düşer ve eğitim kalitesi bundan doğrudan etkilenir." “Eğitimde kalite, liyakatli kadrolarla mümkündür” Eğitimde başarının yalnızca fiziki yatırımlar veya akademik hedeflerle değil, aynı zamanda nitelikli ve liyakat sahibi yöneticilerle mümkün olacağını ifade eden Türk Eğitim-Sen Bursa 2 Nolu Şube Başkanı Fatih Gümüş, yönetici belirleme süreçlerinde temel alınması gereken ilkeleri sıraladı. Gümüş, "Eğitim kurumlarını yönetecek kişilerin belirlenmesinde esas alınması gereken kriterler bellidir. Mesleki deneyim, başarı, eğitim, yönetim becerisi, objektif değerlendirme ve liyakat temel ölçütler olmalıdır. Kişiye göre değişen, önceden bilinmeyen veya denetlenemeyen uygulamalar eğitim sistemine zarar verir." diye konuştu. Türk Eğitim-Sen’den çağrı: “Proje okullarında da objektif sistem uygulanmalı” Türk Eğitim-Sen olarak taleplerinin açık ve net olduğunu belirten Gümüş, proje okullarında yapılacak yönetici görevlendirmelerinin de diğer eğitim kurumlarında olduğu gibi belirli kurallara bağlanması gerektiğini söyledi. Fatih Gümüş, "Proje okullarındaki yönetici görevlendirmelerinde de eğitim, değerlendirme ve atama süreçleri şeffaf hale getirilmelidir. Eğitim çalışanlarının geleceğini etkileyen bu kadar önemli görevler; kişisel takdirlerle değil, ölçülebilir başarı kriterleri, liyakat ve hukuk çerçevesinde belirlenmelidir." ifadelerini kullandı. “Adalet ayrıcalık değil, eşit uygulamadır” Açıklamasının sonunda adalet ve eşitlik vurgusu yapan Gümüş, eğitim çalışanlarının beklentisinin ayrıcalık değil, herkes için geçerli olan adil bir sistem olduğunu belirtti. Gümüş şu ifadeleri kullandı: "Adalet, bir kesime sağlanan ayrıcalık değildir. Adalet; kuralların herkes için aynı şekilde uygulanmasıdır. Eğitim çalışanlarımızın beklentisi de budur. Kimse özel bir uygulama istemiyor. İstenen şey; emeğin, tecrübenin ve liyakatin karşılık bulduğu, güven veren ve herkes tarafından kabul edilen bir yönetici atama sistemidir." Türk Eğitim-Sen Bursa 2 Nolu Şube Başkanı Fatih Gümüş, eğitimde kalite ve çalışma barışının korunması için yönetici görevlendirme süreçlerinin yeniden ele alınması gerektiğini belirterek, konunun takipçisi olacaklarını kamuoyuna duyurdu.

BURSAGAZ Direnişinde 17. Gün: Enerji-Sen'den İşverene ve Bursa Halkına Çağrı Haber

BURSAGAZ Direnişinde 17. Gün: Enerji-Sen'den İşverene ve Bursa Halkına Çağrı

BURSAGAZ işçileri, sendikal hakları ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi talebiyle sürdürdükleri direnişin 17. gününde basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamada, mücadelenin yalnızca BURSAGAZ çalışanlarının değil, sendikal haklar, adalet ve insanca çalışma koşulları için verilen ortak bir emek mücadelesi olduğu vurgulandı. "İşçiler Üzerindeki Baskılar Artıyor" Sendika tarafından yapılan açıklamada, işverenin içeride çalışan personele yönelik baskıları artırdığı öne sürüldü. Çalışanların sistematik mobbing, tehdit ve yıldırma politikalarıyla karşı karşıya bırakıldığı, sendikadan istifaya zorlandığı ve farklı şirketlere geçmeleri yönünde baskı gördükleri iddia edildi. Açıklamada, bu baskıları kabul etmeyen işçilerin işsizlik tehdidiyle karşı karşıya kaldığı belirtilirken, iş yerindeki çalışma barışının bozulduğu ifade edildi. Yetki Davasında Gecikme Tepkisi Enerji-Sen, Bursa 4. İş Mahkemesi'nde görülen yetki tespiti davasına da değinerek, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın sendika lehine verdiği olumlu yetki tespitine rağmen işveren ve itiraz eden sendika nedeniyle toplu iş sözleşmesi sürecinin geciktirildiğini savundu. Sendika açıklamasında, davanın uzamasının yalnızca hukuki bir süreç olmadığı, aynı zamanda işverenin çalışanlar üzerindeki baskısını artırmasına zemin hazırladığı ifade edildi. Kazancı Holding'e Çağrı Basın açıklamasında Kazancı Holding'e şu çağrılar yapıldı: İşçilerin sendikal iradesine saygı gösterilmesi,İşten çıkarılan çalışanların derhal işe iade edilmesi,İş yerindeki mobbing ve baskı uygulamalarına son verilmesi,Toplu İş Sözleşmesi sürecinin başlatılması.Bursa Halkına Destek Çağrısı Enerji-Sen, açıklamasında Bursa halkına da seslenerek BURSAGAZ işçilerinin yalnızca kendi hakları için değil, kaliteli kamu hizmeti, güvenceli çalışma ve vatandaşların daha iyi hizmet alabilmesi için de mücadele ettiğini belirtti. Sendika, çalışanların haklarının korunmadığı kurumlarda kamu hizmetinin de olumsuz etkileneceğini savunarak, verilen mücadelenin tüm Bursa'nın ortak mücadelesi olduğunu ifade etti. "Direniş Sürecek" Açıklamanın sonunda sendika, işten çıkarılan çalışanlar görevlerine dönene, sendikal haklar tanınana ve toplu iş sözleşmesi masası kurulana kadar direnişi sürdüreceklerini belirtti. Basın açıklaması, "Haklıyız, kararlıyız, kazanacağız" ve "Direne direne kazanacağız" sloganlarıyla sona erdi.

Anahtar Parti Bursa İl Başkanı Fikret Arslan'dan Çarpıcı Açıklamalar Haber

Anahtar Parti Bursa İl Başkanı Fikret Arslan'dan Çarpıcı Açıklamalar

Programın açılışında Fikret Arslan , Hasan Şirin'in kısa süre önce Türkiye Radyo Televizyon Yayıncıları Meslek Birliği yönetiminde Genel Başkan Yardımcılığı görevine seçilmesini kutlayarak başarı dileklerini iletti. Ardından Gazeteci Ercan Akyıldız'ın soruları ve Hasan Şirin'in moderötörlüğüyle oldukça kapsamlı bir söyleşi gerçekleştirildi. "Gençlerimizin Hayalleri Başka Ülkelere Taşınıyor" İlk olarak eğitim ve gençlik politikalarına değinen Anahtar Parti Bursa İl Başkanı Fikret Arslan, Türkiye'nin en önemli sorunlarından birinin nitelikli gençlerin gelecek kaygısı olduğunu ifade etti. Bir çocuğun eğitim sürecinin ailelere ciddi ekonomik yük oluşturduğunu belirten Arslan, üniversite mezunu gençlerin iş bulamaması nedeniyle umutsuzluğa sürüklendiğini söyledi. Türkiye'de milyonlarca "ev genci" bulunduğunu dile getiren Arslan, eğitimini tamamlayan gençlerin işsiz kaldığını, bazılarının ise hayallerini gerçekleştirmek için yurt dışına gitmek zorunda kaldığını ifade etti. Yurt dışındaki teknoloji firmalarının Türk mühendislerini cazip tekliflerle transfer ettiğini belirten Arslan, bunun klasik bir beyin göçünden öte "beyin transferi" haline geldiğini söyledi. Türk mühendislerinin uluslararası şirketlerde önemli görevler üstlendiğini ancak bu bilgi ve birikimin Türkiye'de değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Uyuşturucuyla Mücadeleye Dikkat Çekti Programda uyuşturucuyla mücadele haftasına da değinen Arslan, bağımlılığın yalnızca bireysel değil toplumsal bir sorun olduğunu söyledi. Uyuşturucu nedeniyle büyük sıkıntılar yaşayan ailelerin çoğu zaman yaşadıkları problemleri dile getiremediğini ifade eden Arslan, emniyet güçlerinin ve bu alanda çalışan sivil toplum kuruluşlarının büyük fedakârlık gösterdiğini belirterek tüm güvenlik güçlerine teşekkür etti. "Türk Siyasetinin Güven Sorunu Var" Gazeteci Ercan Akyıldız'ın siyaset kurumuna ilişkin sorularını da yanıtlayan Arslan, toplumda siyasete duyulan güvenin ciddi şekilde zedelendiğini ifade etti. Vatandaşların seçim dönemlerinde verilen vaatlere karşı artık daha temkinli yaklaştığını belirten Arslan, Anahtar Parti'nin temel hedeflerinden birinin siyasette güven duygusunu yeniden inşa etmek olduğunu söyledi. "Koltuk siyaseti değil, millet siyaseti yapacağız." diyen Arslan, siyasetin kişisel hesaplardan uzak, milletin çıkarları doğrultusunda yürütülmesi gerektiğini ifade etti. Ana Muhalefet Tartışmaları ve Anket Sonuçları Programın en dikkat çeken bölümlerinden biri ise ana muhalefet tartışmaları oldu. Hasan Şirin'in, "Ana muhalefette oluşan boşluğu Anahtar Parti doldurabilir mi?" sorusuna cevap veren Arslan, Türk siyasetinin yeni bir merkez arayışı içerisinde olduğunu belirtti. Partisinin kısa sürede teşkilatlanmasını büyük ölçüde tamamladığını ifade eden Arslan, henüz kendi yaptırdıkları resmi bir kamuoyu araştırması bulunmadığını ancak farklı araştırma şirketlerinin verilerine göre Anahtar Parti'nin Türkiye genelinde yaklaşık yüzde 6 seviyelerinde göründüğünü söyledi. Bursa'da ise partilerinin çok daha güçlü bir karşılık bulduğunu belirten Arslan, kentte yapılan bazı araştırmalarda oy oranlarının yüzde 13 ila 16 bandında olduğunu ifade etti. İddialı açıklamalarda bulunan Arslan, Bursa'da Anahtar Parti'nin üçüncü parti konumuna yükseleceğine inandığını söyledi. "Milletimizle İttifak Yapacağız" Programda olası seçim ittifakları da gündeme geldi. Bu konuda Genel Başkanlarının söylemini hatırlatan Arslan, Anahtar Parti'nin önceliğinin siyasi partilerle değil milletle ittifak yapmak olduğunu belirtti. Türkiye'nin temel değerlerini esas alan herkesle ortak zeminde buluşabileceklerini ifade eden Arslan, liyakat, adalet ve ehliyet kavramlarının siyaset anlayışlarının merkezinde yer aldığını dile getirdi. Esnafın Ekonomik Sıkıntıları Masaya Yatırıldı Ekonomi başlığında ise Hasan Şirin'in küçük sanayi esnafına yönelik yaptığı saha çalışmalarıyla ilgili sorusu üzerine Arslan önemli değerlendirmelerde bulundu. Son dönemde küçük sanayi esnafını ziyaret ettiklerini belirten Arslan, işletmelerin ciddi finansman sorunları yaşadığını söyledi. Bankaların yüksek faizli kredi teklifleri sunduğunu ancak üretici ve esnafın bu kredileri geri ödeyebilecek ekonomik ortamı bulamadığını ifade eden Arslan, artan maliyetlerin işletmeleri zor durumda bıraktığını dile getirdi. Çalışarak zarar eden işletmeler bulunduğunu belirten Arslan, üretimin sürdürülebilir hale gelmesi için yeni ekonomik politikaların uygulanması gerektiğini ifade etti. "400 Kişilik Kadro Sahada" Programın sonunda Hasan Şirin'in teşkilat çalışmalarına ilişkin sorusunu da yanıtlayan Arslan, Bursa genelinde yaklaşık 400 kişilik bir ekiple yoğun saha çalışmaları yürüttüklerini anlattı. Kuruluşlarından bu yana mahalle mahalle, cadde cadde, esnaf esnaf dolaştıklarını söyleyen Arslan, amaçlarının vatandaşlarla birebir temas kurarak partilerini anlatmak olduğunu belirtti. Anahtar Parti kadrolarının samimiyetle çalışan, vizyon sahibi isimlerden oluştuğunu ifade eden Arslan, Bursa teşkilatının kısa sürede güçlü bir birliktelik oluşturduğunu söyledi. Ortak Yayında Yoğun İlgi Yaklaşık iki saat süren program boyunca Türkiye'nin siyasi gündemi, ekonomi, eğitim, gençlik, uyuşturucuyla mücadele, teşkilatlanma çalışmaları ve yerel siyaset kapsamlı şekilde ele alındı. Şirin Medya Grup Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Şirin'in moderötörlüğünde gerçekleşen "Akşam Trafiği" programı, Bursa FM, Radyo 16, Olay FM ve RadyoTR ortak canlı yayınıyla dinleyiciler tarafından ilgiyle takip edilirken, Gazeteci Ercan Akyıldız'ın yönelttiği sorular ve Fikret Arslan'ın gündeme ilişkin değerlendirmeleri programın öne çıkan başlıkları arasında yer aldı.

Hürriyetçi Sendikalar’dan 1 Mayıs Mesajı: “Kamu Çalışanları Yük Değil, Ülkenin Yükünü Taşıyan Güçtür” Haber

Hürriyetçi Sendikalar’dan 1 Mayıs Mesajı: “Kamu Çalışanları Yük Değil, Ülkenin Yükünü Taşıyan Güçtür”

Açıklamada, 1 Mayıs’ın yalnızca bir kutlama günü değil; aynı zamanda emekçilerin sorunlarının dile getirildiği ve çözüm taleplerinin yükseltildiği önemli bir tarih olduğu vurgulandı. “Emeğin Değeri Teslim Edilmeli” Genç, emeğin, fedakârlığın ve üretimin toplumun temel yapı taşları olduğunu belirterek, adaletin ve liyakatin esas alınmadığı bir çalışma düzeninin sürdürülebilir olmadığını ifade etti. Güçlü bir kamu yapısının ancak hakkaniyetli bir çalışma sistemiyle mümkün olabileceğini dile getirdi. Türkiye genelinde kamu çalışanlarının büyük bir özveriyle görev yaptığını vurgulayan Genç, çalışanların yalnızca masa başında değil; zorlu doğa koşullarında, üretim alanlarında ve riskli görevlerde de aktif olarak hizmet verdiğini hatırlattı. Açıklamada, kamu görevlilerinin tarladan laboratuvara, ameliyathaneden afet sahalarına kadar geniş bir alanda fedakârca çalıştığına dikkat çekildi. “Açık Alanda Çalışanlar Tükenme Noktasında” Özellikle sahada görev yapan personelin ağır iş yükü, yetersiz kadro ve dengesiz personel dağılımı nedeniyle ciddi baskı altında olduğunu belirten Genç, bu durumun bazı bölgelerde hizmetlerin aksamasına, bazı bölgelerde ise çalışanların tükenmişlik yaşamasına yol açtığını ifade etti. Bölgeler arası personel dağılımındaki eşitsizliğin giderilmesi gerektiğini vurgulayan Genç, bu sorunun ancak liyakat esaslı ve planlı bir insan kaynağı politikasıyla çözülebileceğini söyledi. Kalkınmada Öncelikli Bölgelere Özel Vurgu Açıklamada, özellikle kalkınmada öncelikli bölgelerde görev yapan kamu çalışanlarının zor şartlar altında hizmet verdiğine dikkat çekildi. Bu bölgelerde görev yapan personelin çoğu zaman sınırlı imkânlarla çalıştığını belirten Genç, mevcut teşviklerin yetersiz kaldığını ifade etti. Bu kapsamda şu öneriler öne çıktı: Ekonomik ve sosyal desteklerin artırılması Teşvik edici uygulamaların yaygınlaştırılması Bölgesel farklılıkları gözeten özel politikaların geliştirilmesi Personel Politikalarında Şeffaflık ve Adalet Çağrısı Kamuya personel alımlarında planlı ve ihtiyaca dayalı bir sistemin güçlendirilmesi gerektiğini belirten Genç, süreçlerin şeffaf ve öngörülebilir olmasının hem çalışma barışını koruyacağını hem de kamu verimliliğini artıracağını ifade etti. Atama, görevde yükselme ve yurt dışı görevlendirmelerde adalet ilkesinin esas alınması gerektiğini vurgulayan Genç, ölçülebilir ve objektif kriterlerin uygulanmasının önemine dikkat çekti. Sosyal Haklar ve Ekonomik Kayıplar Gündemde Açıklamada kamu çalışanlarının ekonomik ve sosyal haklarına da geniş yer verildi. Özellikle artan enflasyon ve vergi yükü karşısında maaşların eridiği belirtilirken, sosyal hakların günümüz koşullarına uygun şekilde güncellenmesi gerektiği ifade edildi. Öne çıkan talepler şu şekilde sıralandı: Vergi adaletsizliğinin giderilmesi Enflasyon karşısında maaşların korunması Giyim yardımı ve benzeri sosyal hakların iyileştirilmesi Ek gelir ve görev yetkilerinin adil dağıtılması Şiddet ve Tacize “Sıfır Tolerans” Talebi Genç, kamu çalışanlarının görevleri sırasında şiddet ve taciz olaylarıyla karşı karşıya kaldığını belirterek, bu sorunun hâlâ çözülemediğine dikkat çekti. Şiddetin önlenmesi için daha etkin ve caydırıcı tedbirlerin alınması gerektiğini ifade etti. “Mücadeleden Geri Adım Yok” Açıklamada Hürriyetçi Sendikalar Konfederasyonu’nun mücadele kararlılığına da vurgu yapıldı. Genç, sendikal hareketin sadece söylemde değil sahada aktif bir mücadele yürüttüğünü belirterek şu mesajı verdi: Sorunları dile getirmekten geri durmayacağız Bekleyen değil mücadele eden taraf olacağız Haklarımızı kararlılıkla savunacağız “Hak verilmez, alınır” anlayışıyla hareket ettiklerini ifade eden Genç, emek mücadelesinin örgütlü şekilde büyütülmesi gerektiğini söyledi. “Eşit ve Adil Bir Çalışma Hayatı İçin Birlik Çağrısı” Açıklamasının sonunda tüm emekçilere birlik çağrısı yapan Genç, emeğin değer gördüğü, adaletin tesis edildiği ve liyakatin esas alındığı bir çalışma düzeni için ortak mücadele edilmesi gerektiğini vurguladı. Genç, mesajını şu sözlerle tamamladı: “1 Mayıs; alın terinin, emeğin ve onurlu mücadelenin günüdür. Tüm emekçileri eşit, adil ve insanca bir yaşam için omuz omuza mücadele etmeye davet ediyoruz.” 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü kutlu olsun.

GEMLİK’TE OTOPARK KRİZİ BÜYÜYOR: “BU DÜZEN DEĞİL, AÇIKÇA BAŞIBOŞLUK!” Haber

GEMLİK’TE OTOPARK KRİZİ BÜYÜYOR: “BU DÜZEN DEĞİL, AÇIKÇA BAŞIBOŞLUK!”

Karaduman, söz konusu alanın geçmişte ücretli sistemle işletildiğini, ancak bugün “ücretsiz” adı altında tamamen kontrolsüz bir hale getirildiğini belirterek, “Dün parasını ödeyen vatandaş yer bulamazken, bugün tamamen başıboş bir düzen hâkim. 7/24 araç bırakanların işgal ettiği bu alan, ne ibadet yerinin hassasiyetine saygı bırakmış ne de kamu düzeni anlayışına” ifadelerini kullandı. Açıklamasında sert sorular yönelten Karaduman, “Bu mu kamu düzeni? Bu mu adalet? Bu mu yönetim anlayışı?” diyerek yetkililere tepki gösterdi. Otopark alanına kaymakamlık tarafından el konulduğu iddialarına da değinen Karaduman, geçmiş döneme ilişkin ciddi şaibelerin bulunduğunu vurguladı. “Yıllardır konuşulan usulsüzlük iddiaları, zimmete para geçirme söylentileri ve toplanan ücretlerin akıbeti hakkında bugüne kadar tek bir şeffaf açıklama yapılmamıştır” diyen Karaduman, bu durumun artık görmezden gelinemeyeceğini belirtti. Gemlik’te bu konuların herkes tarafından bilindiğini ifade eden Karaduman, “Herkesin sus pus olması kabul edilemez. Daha da vahimi; kendini halkın temsilcisi olarak gören hiçbir siyasi parti ve hiçbir yetkili bu konuyu gündeme taşımıyor. Bu sessizlik, en az iddialar kadar vahimdir” sözleriyle tepkisini artırdı. İYİ Parti Gemlik İlçe Başkanlığı olarak sürecin takipçisi olacaklarını vurgulayan Karaduman, “Gemlik sahipsiz değildir! Bu şehirde yapılan her yanlışın, her usulsüzlüğün karşısında duracak bir irade vardır” dedi. Karaduman, yetkililere yönelik taleplerini ise net bir dille sıraladı: Otopark alanı derhal disiplin altına alınmalı ve kontrolsüzlük sona erdirilmelidir. Öncelik hakkı, daha önce düzenli ödeme yapan vatandaşlara verilmelidir. Sadece bugüne değil, geçmiş dönemlere ait tüm gelir-gider kalemleri şeffaf biçimde açıklanmalıdır. Usulsüzlük tespit edilmesi halinde sorumlular hukuk önünde hesap vermelidir. Açıklamasının en dikkat çeken bölümünde ise kamu görevlilerine doğrudan yüklenen Karaduman, “Bu işte en büyük zaaf, yıllardır buraya göz yuman kamu görevlilerindedir. Yetimin hakkına uzanan kim varsa ortaya çıkarılmalı ve hesap vermelidir” dedi. Karaduman, uyarılarını sert bir şekilde sürdürerek, “Aksi halde bu mesele büyüyerek devam edecek ve Gemlik halkının vicdanında mahkûm olacaksınız. Bugün susanlar, yarın hesap vermekten kaçamayacaktır” ifadelerini kullandı. Açıklamasını, “Temiz yönetim, dürüst siyaset ve şeffaflık diyorduk; işte tam da bundan bahsediyoruz. Gemlik sahipsiz değildir!” sözleriyle tamamladı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.