SON DAKİKA
Hava Durumu

#Yatırım

Bursailkhaber - Yatırım haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Yatırım haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Bazıları İdare Eder, Bazıları Geleceği Kurar Haber

Bazıları İdare Eder, Bazıları Geleceği Kurar

Dünyada ekonomik dengelerin hızla değiştiği bir dönemden geçiliyor. Küresel ticaretin kuralları yeniden şekillenirken jeopolitik riskler ekonominin doğrudan bir parçası haline geliyor. Enerji, gıda ve tedarik zinciri güvenliği ülkelerin ekonomik politikalarında giderek daha stratejik bir konum kazanıyor. Çip teknolojilerinden yapay zekâya, karbon düzenlemelerinden kritik minerallere, enerji dönüşümünden savunma sanayisine kadar birçok gelişme aynı gerçeğe işaret ediyor: Ekonomi ile teknoloji ve jeopolitik artık birbirinden bağımsız düşünülemiyor. Böylesi bir tabloda Türkiye üretim gücünü, teknolojik kapasitesini ve stratejik altyapısını geliştirmeye çalışırken Bursa açısından da yalnızca mevcut sanayi mirasını korumak yeterli görünmüyor. Bursa’nın geleceğin sanayisini bugünden planlaması gerekiyor. Bu noktada BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay döneminde hayata geçirilen projeler ve ortaya konulan 2030 vizyonu yeniden gündeme geliyor. BTSO’nun açıklamalarına göre kurumun son dönemdeki yaklaşımı, klasik oda hizmetlerinin ötesine geçerek Bursa’nın sanayi ve ticaret altyapısını geleceğin ihtiyaçlarına göre dönüştürmeye odaklanıyor. TEKNOSAB, GUHEM, BUTEKOM, BUTGEM, MESYEB, Model Fabrika ve Bursa Business School gibi projeler bu yaklaşımın önemli parçaları arasında gösteriliyor. TEKNOSAB: Bir Sanayi Bölgesinden Daha Fazlası Bu dönüşümün en dikkat çekici örneklerinden biri TEKNOSAB. TEKNOSAB yalnızca yeni fabrikaların bulunduğu bir organize sanayi bölgesi olarak değil; yüksek teknolojili üretim, lojistik, dijital altyapı ve yeni nesil sanayi yapılanmasının birlikte planlandığı bir merkez olarak konumlandırılıyor. BTSO’nun 2030 vizyonu kapsamında TEKNOSAB çevresinde KOBİ OSB, organize ticaret bölgeleri, teknopark, veri merkezi ve yeni nesil lojistik yatırımlarının birbirini tamamlayan bir ekosistem oluşturması hedefleniyor. BTSO tarafından paylaşılan verilere göre TEKNOSAB’da mevcut yatırımların genişletilmesi ve yeni projelerin devreye alınmasıyla toplam yatırım tutarının 100 milyar liraya ulaşması hedefleniyor. Buradaki temel yaklaşım ise yalnızca fabrika sayısını artırmak değil; üretimi teknoloji, lojistik, finansman, veri ve nitelikli insan kaynağıyla birlikte ele almak. Çünkü büyük sanayi ekosistemleri bir günde ortaya çıkmıyor. Önce fikir ortaya konuluyor. Ardından planlama, mevzuat, finansman ve altyapı süreçleri geliyor. Yatırımcıların bölgeye çekilmesiyle üretim başlıyor. Sonrasında ise teknoloji, ihracat, nitelikli istihdam ve katma değer ortaya çıkıyor. Dolayısıyla bazı projelerin ekonomik karşılığının ortaya çıkması yıllar alabiliyor. Geleceğin Fabrikasını Geleceğin İnsanı Kuracak Sanayide dönüşüm yalnızca binalar ve makineler üzerinden gerçekleşmiyor. Teknoloji değişirken insan kaynağının da değişmesi gerekiyor. BUTGEM, MESYEB, BUTEKOM ve Model Fabrika gibi yapılar bu açıdan önem taşıyor. BTSO’nun projeler listesinde bu kurumlar; mesleki eğitim, yeterlilik, Ar-Ge, test altyapısı ve üretimde verimlilik gibi alanlarda Bursa sanayisinin dönüşümünü destekleyen yapılar olarak yer alıyor. GUHEM ise farklı bir alana odaklanıyor. Uzay ve havacılık alanında çocukların ve gençlerin ilgisini artırmayı amaçlayan merkezde 150’den fazla interaktif eğitim düzeneği bulunuyor. BTSO, GUHEM’i Bursa’nın gelecekteki insan kaynağına yönelik yatırımlarından biri olarak değerlendiriyor. Bu projelere tek tek bakıldığında birbirinden farklı çalışmalar görülebilir. Ancak birlikte değerlendirildiğinde ortaya daha geniş bir hedef çıkıyor: Üretim, teknoloji, Ar-Ge, insan kaynağı, eğitim, ihracat, dijitalleşme ve yeşil dönüşümü aynı ekonomik ekosistem içerisinde buluşturmak. Bursa İçin 2030 Vizyonu BTSO’nun açıkladığı 2030 vizyonunda yüksek katma değerli üretim, teknolojide derinleşme, ihracatta sürdürülebilir büyüme ve yeşil dönüşüm öne çıkıyor. Yeni döneme ilişkin açıklanan projeler arasında KOBİ OSB, TEKNOSAB Teknopark, Data Center, yeni nesil lojistik altyapısı ve Yapay Zekâ Dönüşüm Merkezi gibi başlıklar bulunuyor. Bu projelerin ortak noktasında ise aynı soru bulunuyor: Bursa, geleceğin ekonomisinde nasıl bir merkez olacak? Çünkü geleceğin sanayisinde yalnızca üretmek yeterli olmayacak. Daha akıllı üretmek gerekecek. Yalnızca ihracat yapmak değil, küresel değer zincirinde daha yüksek katma değerli alanlara çıkmak gerekecek. Yalnızca fabrika kurmak değil, teknoloji geliştirmek gerekecek. Yalnızca çalışan bulmak değil, nitelikli insan yetiştirmek gerekecek. Yalnızca enerji tüketmek değil, enerjiyi verimli ve sürdürülebilir kullanmak gerekecek. Değişime Yakalanmak Değil, Değişimi Yönetmek Sanayide rekabetin kuralları değişiyor. Yapay zekâ, otomasyon, dijital üretim, yeşil dönüşüm ve veri ekonomisi artık geleceğin değil, bugünün gündemleri arasında yer alıyor. BTSO yönetimi de 2030 vizyonunu bu dönüşüm ekseninde şekillendirdiğini ifade ediyor. Kurumun açıklamalarında, Bursa’nın geleneksel üretim gücünün yeni nesil teknoloji ve ticaret modelleriyle buluşturulması hedefleniyor. Buradaki temel ayrım, mevcut yapıyı yönetmek ile geleceğin ihtiyaçlarına yönelik yeni bir yapı kurmak arasındaki farkta ortaya çıkıyor. Bir yönetim mevcut sorunları çözebilir, günlük ihtiyaçlara cevap verebilir ve mevcut sistemi sürdürebilir. Diğer tarafta ise henüz ortaya çıkmamış ihtiyaçları öngörmeye, yeni alanlar açmaya ve uzun vadeli altyapı oluşturmaya odaklanan bir yaklaşım bulunuyor. Büyük projelerin en önemli özelliği de burada ortaya çıkıyor. Bazı yatırımların sonuçları bir seçim dönemine, hatta bir yönetim dönemine bile sığmayabiliyor. Bugün atılan bir adımın ekonomik karşılığı yıllar sonra ortaya çıkabiliyor. Bursa’nın Sanayi Geleceği Tartışılıyor Bursa’nın otomotiv, tekstil, makine ve diğer geleneksel sektörlerde güçlü bir üretim altyapısı bulunuyor. Önümüzdeki dönemde bu gücün uzay ve havacılık, savunma sanayisi, yapay zekâ, ileri malzemeler, dijital üretim, yeşil teknolojiler ve yeni nesil lojistik gibi alanlarla desteklenmesi hedefleniyor. BTSO’nun mevcut projeleri ve 2030 vizyonu da bu dönüşümün altyapısını oluşturma iddiasını taşıyor. Elbette bu projelerin tamamı tartışılabilir. Elbette yeni dönemde Bursa’nın farklı ihtiyaçları ve yeni öncelikleri ortaya çıkabilir. Ancak tartışmanın yalnızca bugünün rakamları veya mevcut sorunları üzerinden yürütülmesi, uzun vadeli dönüşümün tamamını görmek açısından yeterli olmayabilir. BTSO seçimleri yaklaşırken asıl tartışma başlıklarından biri de bu noktada şekilleniyor: Bursa mevcut ekonomik yapısını nasıl yönetecek ve geleceğin ekonomik yapısını nasıl kuracak? Önümüzdeki yıllarda şehirlerin rekabet gücünü; üretim kapasitesi kadar teknolojiye, nitelikli insan kaynağına, enerjiye, lojistiğe, dijital altyapıya ve küresel pazarlara erişim de belirleyecek. Bursa’nın bu dönüşüm içerisindeki konumunu ise bugün alınan kararlar ve hayata geçirilen yatırımlar şekillendirecek. Çünkü bazı yatırımların sonucunu görmek için yıllar gerekebilir. Ancak geleceğe yönelik bir vizyonun ortaya konulup konulmadığını görmek için 10 yıl beklemek gerekmiyor. Bazıları mevcut düzeni yönetir. Bazıları yeni düzenin altyapısını kurar. Bazıları idare eder. Bazıları geleceği kurar.

Bursalı İnşaat Firmaları Dünyanın Harcını Karmaya Hazırlanıyor Haber

Bursalı İnşaat Firmaları Dünyanın Harcını Karmaya Hazırlanıyor

Bursa, Türkiye’nin önemli sanayi ve üretim merkezlerinden biri olmasının yanı sıra, köklü yapılaşma kültürü, gelişen gayrimenkul sektörü, kentsel dönüşüm deneyimi, mimarlık ve mühendislik altyapısıyla inşaat sektöründe de güçlü bir üretim havzası oluşturuyor. Kentte faaliyet gösteren inşaat şirketlerinin bir bölümü için yeni hedef ise artık yalnızca Bursa’da, Marmara Bölgesi’nde veya Türkiye’nin farklı kentlerinde proje üretmek değil; Türk müteahhitlik ve yapı hizmetleri deneyimini Avrupa pazarlarına taşımak. Bu dönüşümün dikkat çekici örneklerinden biri de Zone İnşaat tarafından Almanya’da kurulan Zoone Yapı GMBH. Firma, Türkiye’de mimarlık hizmetlerinden kentsel dönüşüme, kat karşılığı inşaat projelerinden konut, villa, müstakil ev ve otel yapımına kadar uzanan faaliyet alanındaki deneyimini Almanya’daki eski yapıların renovasyonuna taşımayı hedefliyor. Zoone Yapı GMBH’nin Mayıs 2026 itibarıyla faaliyetlerine başlamasının ardından Almanya’nın Lüdenscheid ve Eppenbrunn kentlerinde iki ayrı renovasyon projesinin üstlenilmesi, Bursa’dan Avrupa’ya uzanan bu yeni yapılanmanın ilk somut sonuçları arasında gösteriliyor. Ancak gelişmenin yalnızca iki proje üzerinden okunması, ortaya çıkan daha büyük tabloyu gözden kaçırabilir. Çünkü Avrupa’nın özellikle eski yapı stokunun yenilenmesi, enerji verimliliğinin artırılması, ticari alanların yeniden işlevlendirilmesi ve mevcut binaların modern ihtiyaçlara uyarlanması konusunda uzun vadeli bir pazar oluşturduğu görülüyor. Bu açıdan Bursa merkezli yapı firmalarının önündeki fırsat, yalnızca yeni bina yapmak değil; mevcut yapıların geleceğe hazırlanması olarak da şekilleniyor. BURSA’DAN AVRUPA’YA: İNŞAATTA YENİ İHRACAT MODELİ Türkiye’nin inşaat sektörünün uzun yıllara dayanan yurt dışı deneyimi bulunuyor. Türk müteahhitlik firmaları özellikle Orta Doğu, Kuzey Afrika, Orta Asya, Rusya ve çevre coğrafyalarda büyük ölçekli altyapı, konut, ticari yapı, otel ve karma kullanım projelerinde önemli bir birikim oluşturdu. Ancak Avrupa pazarı, Türk yapı firmaları açısından farklı bir çalışma kültürü ve farklı bir rekabet ortamı sunuyor. Avrupa’da yalnızca yeni yapı üretimi değil, renovasyon, restorasyon, enerji verimliliği, bina modernizasyonu, kullanım değişikliği ve mevcut yapıların yeniden ekonomiye kazandırılması giderek daha önemli bir alan haline geliyor. Zone İnşaat’ın Almanya yapılanması da bu açıdan dikkat çekici. Şirketin yaklaşımı, Bursa’daki yapı tecrübesini olduğu gibi Almanya’ya taşımaktan ziyade, Almanya’daki ihtiyaca göre yeniden konumlandırmak olarak okunabilir. Başka bir ifadeyle: Bursa’da yeni yapı üretme deneyimi, Almanya’da mevcut yapıyı yenileme hizmetine dönüşüyor. Bu durum, Türk inşaat sektörünün yurt dışına açılımında yeni bir modelin kapısını aralayabilir. ZOONE YAPI GMBH: ALMANYA’DA YERELLEŞEN BURSA MARKASI Zone İnşaat Kurucu Ortağı Makine Mühendisi Özgür Şimşek, Almanya merkezli Zoone Yapı GMBH’nin Mayıs 2026 itibarıyla faaliyetlerine başladığını belirtiyor. Şimşek’in aktardığına göre Almanya’da şirket kuruluşu için yaklaşık iki yıl önce başlatılan süreç, çeşitli incelemelerin ardından olumlu sonuçlandı. Bu nokta özellikle dikkat çekiyor. Çünkü yurt dışında inşaat işi yapmak ile ilgili ülkede şirket kurarak yerel bir yapı oluşturmak aynı şey değil. Bir Türk firmasının Almanya’da doğrudan faaliyet gösterebilmesi; şirket kuruluşu, izinler, mevzuat, mali yükümlülükler, güvenlik ve bürokratik prosedürler dahil çok sayıda başlığın yönetilmesini gerektiriyor. Şimşek, Almanya’da iş yeri kurma sürecinin özellikle Alman vatandaşı olmayan girişimciler açısından oldukça kapsamlı incelemeler içerdiğini belirterek, yaklaşık iki yıl önce yaptıkları başvurunun gerekli incelemelerin ardından Mayıs 2026’da kabul edildiğini ifade ediyor. Bu sürecin tamamlanmasının ardından ilk projelerin kısa sürede gelmesi ise şirket açısından önemli bir başlangıç niteliğinde. İKİ PROJE, ÜÇ AYDA GELEN İLK SOMUT SONUÇ Zoone Yapı GMBH’nin faaliyete başlamasının üzerinden henüz yaklaşık üç ay geçmişken Almanya’nın iki farklı kentinde renovasyon projesi üstlenilmiş olması, şirketin kısa sürede pazarda karşılık bulduğunu gösteren gelişmelerden biri. Projelerden biri Lüdenscheid, diğeri ise Eppenbrunn kentinde bulunuyor. Bu iki proje aynı zamanda şirketin yalnızca tek bir yapı türüne odaklanmadığını da gösteriyor. Lüdenscheid’de dört katlı bir yapı yenilenirken, Eppenbrunn’da yaklaşık 2 bin metrekarelik ticari bir alan yeniden işlevlendirilecek. Dolayısıyla şirketin Almanya’daki faaliyet modeli konut, ticari işletme, yeme-içme, spor ve eğlence gibi farklı kullanım alanlarına uzanıyor. Bu yaklaşım, ileride otellerden apartmanlara, ticari yapılardan karma kullanımlı binalara kadar genişleyebilecek bir renovasyon portföyünün ilk adımları olarak değerlendirilebilir. LÜDENSCHEID PROJESİ: DÖRT KATLI BİNA YENİDEN HAYAT BULUYOR Zoone Yapı GMBH’nin Almanya’daki ilk projelerinden biri Lüdenscheid’deki dört katlı binanın renovasyonu. Projenin dikkat çekici özelliklerinden biri, yapının farklı katlarının farklı kullanım amaçlarına göre düzenlenecek olması. Özgür Şimşek’in verdiği bilgilere göre binanın ilk iki katı, eski Galatasaraylı futbolcu Lukas Podolski’nin Türk ortaklarla Almanya’da kurduğu Mangal x LP10 döner zincirinin faaliyetlerine yönelik olarak yenilenecek. Binanın diğer iki katı ise konut olarak kullanılacak. Böylece tek bir bina içerisinde hem ticari hem de konut işlevi bir araya getirilecek. Bu durum, renovasyon projelerinin yalnızca “eski binayı yeni hale getirmek” anlamına gelmediğini de gösteriyor. Modern renovasyon anlayışında yapıların kullanım senaryoları yeniden tasarlanıyor; mevcut alanların ekonomik değerinin artırılması, ticari fonksiyonların güçlendirilmesi ve yaşam alanlarının modern ihtiyaçlara göre düzenlenmesi hedefleniyor. MANGAL X LP10 İLE YAPIDAN İŞLETMECİLİĞE UZANAN MODEL Lüdenscheid projesini diğerlerinden ayıran bir başka unsur da Zone İnşaat’ın yalnızca renovasyon faaliyetinde bulunmayacak olması. Şirketin açıklamasına göre firma, Mangal x LP10 markasının franchise işletmeciliğini de üstlenecek. Böylece proje; inşaat + renovasyon + ticari alan oluşturma + işletmecilik ekseninde daha geniş bir iş modeline dönüşüyor. Bu model, Türk şirketlerinin yurt dışındaki faaliyetlerinin sadece müteahhitlik hizmetleriyle sınırlı kalmadan, yapının ekonomik işletilmesine kadar uzanabileceğini gösteriyor. İnşaat şirketleri açısından bu yaklaşımın önemi büyük. Çünkü yalnızca yapının inşa edilmesi veya yenilenmesi yerine, ortaya çıkan alanın nasıl kullanılacağı ve ekonomik değer üreteceği de iş modelinin bir parçası haline geliyor. Şirket, Lüdenscheid’deki renovasyon çalışmalarını Ekim 2026 itibarıyla hizmete açmayı hedefliyor. EPPENBRUNN’DA 2 BİN METREKARELİK TİCARİ ALAN DÖNÜŞÜYOR Zoone Yapı GMBH’nin ikinci projesi ise Almanya’nın Eppenbrunn kentinde bulunuyor. Yaklaşık 2 bin metrekarelik ticari alanın renovasyonunu kapsayan proje, spor ve eğlence sektörüne hizmet verecek. Çalışmaların başladığını belirten Özgür Şimşek, projenin mümkün olan en kısa sürede tamamlanmasının hedeflendiğini ifade ediyor. Eppenbrunn projesinin bir diğer özelliği ise yalnızca fiziksel bir yenileme çalışması olmaması. Eski veya kullanım kapasitesi düşmüş bir ticari alanın yeni bir işlev kazanması, bölgesel ekonomik hareketliliği de destekleyebilir. Yeni işletmelerin faaliyete geçmesi; istihdam, ticari hareketlilik, hizmet çeşitliliği, bölgesel yatırım, gayrimenkul değerinin korunması gibi alanlarda dolaylı etkiler yaratabilir. Bu nedenle renovasyon sektörü, yalnızca inşaat sektörünün alt başlığı olarak değil, şehir ekonomisinin yeniden canlandırılması açısından da değerlendirilmesi gereken bir alan. AVRUPA’DA YENİ BİNA KADAR ESKİ BİNA DA BÜYÜK PAZAR Avrupa’daki yapı stokunun önemli bölümünün yaşlı olması, renovasyon sektörünü stratejik bir alan haline getiriyor. Özellikle Almanya gibi güçlü fakat yüksek oranda mevcut yapı stokuna sahip ülkelerde mesele yalnızca yeni konut üretmek değil. Eski binaların; enerji performansının yükseltilmesi, ısı yalıtımının geliştirilmesi, tesisatların yenilenmesi, çatı ve cephelerin modernizasyonu, yangın güvenliği standartlarının geliştirilmesi, erişilebilirlik koşullarının iyileştirilmesi, iç mekânların yeniden düzenlenmesi, ticari kullanıma uygun hale getirilmesi gibi çok sayıda işlemden geçirilmesi gerekiyor. Bu durum Türk inşaat firmaları için önemli bir pazar alanı oluşturabilir. Ancak burada kritik nokta, Avrupa pazarının yalnızca teknik yeterlilik değil, aynı zamanda mevzuata uyum, kalite standardı, iş güvenliği, sigorta, sertifikasyon, sözleşme yönetimi ve yerel iş kültürüne hâkimiyet gerektirmesi. Dolayısıyla Almanya'da başarılı olmak isteyen şirketlerin Türkiye'deki deneyimlerini yerel gerekliliklerle birleştirmeleri gerekiyor. BURSA’NIN İNŞAAT TECRÜBESİ NEDEN ÖNEMLİ? Bursa’nın sanayi ve üretim geçmişi, kentin yapı sektörünü de doğrudan etkiliyor. Kentte otomotiv, tekstil, makine, metal ve yan sanayi gibi güçlü sektörlerin bulunması; mühendislik, proje yönetimi, üretim, lojistik ve teknik iş gücü açısından önemli bir ekosistem oluşturuyor. Bursa aynı zamanda hızlı kentleşme, yeni konut ihtiyacı, eski yapı stokunun yenilenmesi ve kentsel dönüşüm gibi başlıklarla uzun süredir karşı karşıya. Bu deneyim, Bursalı firmaların farklı yapı tipleriyle çalışmasına olanak sağlıyor. Kentsel dönüşümden konuta, villadan ticari yapılara ve otellere kadar uzanan deneyim, yurt dışında farklı yapıların renovasyonunda kullanılabilecek bir teknik altyapı oluşturuyor. Ancak bu deneyimin dünya pazarlarında başarılı olabilmesi için bir başka unsur daha gerekiyor: Yerel pazarı anlamak. Almanya’da başarılı olmak, yalnızca iyi bina yapmak anlamına gelmiyor. Alman mevzuatını, yerel belediyeleri, yapı standartlarını, müşteri beklentilerini, sözleşme sistemini ve iş güvenliği kültürünü bilmek gerekiyor. “BURSA’DA YAP, DÜNYAYA SAT” MODELİNDEN “DÜNYADA YERELLEŞ” MODELİNE Türk inşaat sektörünün yurt dışına açılmasında geçmişte daha çok proje bazlı çalışmalar öne çıkıyordu. Bir firma Türkiye merkezli olarak başka ülkede proje üstleniyor, ekiplerini gönderiyor ve proje tamamlandıktan sonra geri dönüyordu. Yeni dönemde ise daha kalıcı bir model ortaya çıkıyor: Hedef ülkede şirket kurmak. Zoone Yapı GMBH örneği bu açıdan önem taşıyor. Çünkü Almanya'da yerleşik bir şirket yapısı oluşturulması, firmanın pazarı daha yakından takip etmesine, yeni müşterilerle ilişki geliştirmesine, yerel iş ortaklıkları kurmasına ve farklı projeleri aynı merkezden yönetmesine olanak sağlayabilir. Bu yaklaşım, Bursa'dan Avrupa'ya uzanan inşaat ihracatının daha sürdürülebilir bir modele dönüşmesine katkıda bulunabilecek bir strateji olarak değerlendirilebilir. BUNDAN SONRAKİ HEDEF: ALMANYA’DAN AVRUPA’YA Özgür Şimşek'in verdiği bilgilere göre Zoone Yapı GMBH’nin hedefi Almanya ile sınırlı değil. Şirket, Almanya merkezli yapılanmasını kullanarak Avrupa’nın diğer ülkelerinde de renovasyon ihtiyacı bulunan yapılara yönelik projeler geliştirmeyi hedefliyor. Bu hedefin kapsamında; oteller, apartmanlar, ticari tesisler, iş yerleri, eğlence merkezleri ve farklı sektörlere hizmet veren eski yapıların yenilenmesi bulunuyor. Bu noktada şirketin önündeki pazar oldukça geniş. Ancak Avrupa'nın her ülkesinin farklı yapı mevzuatına, işçilik maliyetlerine, ruhsat süreçlerine ve enerji standartlarına sahip olması nedeniyle ülke ülke ayrı strateji geliştirilmesi gerekiyor. Almanya'da kazanılan deneyimin diğer Avrupa pazarlarına aktarılması için yerel ortaklıklar ve uzman ekipler de önemli hale gelebilir. RENOVASYONDA GELECEĞİN BÜYÜK BAŞLIĞI: ENERJİ VERİMLİLİĞİ Avrupa'daki renovasyon pazarını önümüzdeki yıllarda büyütebilecek en önemli başlıklardan biri enerji verimliliği. Eski yapıların enerji tüketiminin düşürülmesi, yalıtımın geliştirilmesi, pencere ve cephe sistemlerinin yenilenmesi, ısıtma-soğutma sistemlerinin modernize edilmesi ve yenilenebilir enerji sistemlerinin binalara entegre edilmesi, renovasyon projelerini yalnızca estetik bir dönüşüm olmaktan çıkarıyor. Bu nedenle geleceğin renovasyon şirketi yalnızca; “Binayı yeniliyorum.” demeyecek. Aynı zamanda; “Binanın enerji performansını geliştiriyorum.” “İşletme maliyetlerini düşürüyorum.” “Yapının kullanım ömrünü uzatıyorum.” “Gayrimenkulün gelecekteki değerini koruyorum.” gibi hedefler de ortaya koyacak. Bu değişim, makine mühendisliği, mimarlık, elektrik-elektronik, enerji ve inşaat mühendisliği disiplinlerinin aynı projede daha fazla buluşmasını gerektiriyor. TÜRK FİRMALARI İÇİN FIRSAT VAR; ANCAK REKABET DE ÇOK SERT Avrupa renovasyon pazarının büyüme potansiyeli, Türk şirketleri açısından önemli fırsatlar yaratabilir. Ancak fırsat kadar ciddi rekabet de söz konusu. Almanya ve Avrupa'nın diğer ülkelerinde güçlü yerel müteahhitlik ve teknik hizmet şirketleri bulunuyor. Bu nedenle Türkiye'den gelen firmaların yalnızca daha düşük maliyet avantajıyla rekabet etmeye çalışması uzun vadede yeterli olmayabilir. Asıl rekabet avantajı; kalite + hız + teknik uzmanlık + mevzuata uyum + güvenilirlik + şeffaf sözleşme yönetimi bileşiminden oluşabilir. Özellikle Avrupa'daki müşteriler açısından teslim tarihine uyum, iş güvenliği, garanti sorumlulukları ve kalite standartları en az fiyat kadar önemli. Bursa'dan Avrupa'ya açılmak isteyen şirketlerin bu nedenle kurumsal yapılarını güçlendirmeleri gerekiyor. YURT DIŞINA AÇILIM BURSA EKONOMİSİNE NE GETİREBİLİR? Bir Bursalı şirketin Almanya'da iş yapması yalnızca o şirketin cirosunu artırabilecek bir gelişme olarak değerlendirilmemeli. Başarılı yurt dışı projeleri Bursa'daki daha geniş ekonomik ekosisteme de katkı sağlayabilir. Projeler büyüdükçe; mühendislik hizmetleri, mimarlık, proje yönetimi, yapı malzemeleri, mobilya, iç dekorasyon, mekanik sistemler, elektrik ekipmanları, yazılım, lojistik, danışmanlık gibi yan sektörlerin de uluslararası iş bağlantıları geliştirme ihtimali ortaya çıkabilir. Dolayısıyla bir firmanın Avrupa'da aldığı proje, zaman içerisinde farklı Bursa şirketleri için de yeni ticari kapılar açabilir. BURSA’NIN YENİ İHRACAT KALEMLERİNDEN BİRİ “İNŞAAT HİZMETİ” OLABİLİR Türkiye denildiğinde ihracat denince çoğu zaman sanayi ürünleri, otomotiv, tekstil, makine ve gıda gibi sektörler akla geliyor. Oysa hizmet ihracatı da giderek önem kazanıyor. İnşaat hizmetleri bunun önemli parçalarından biri. Bir binanın tasarımından renovasyonuna, teknik danışmanlığından işletmesine kadar uzanan süreçlerin başka ülkelerde gerçekleştirilmesi, doğrudan bir hizmet ihracatı niteliği taşıyor. Bu açıdan Bursa'nın güçlü sanayi altyapısına uluslararası inşaat ve teknik hizmet kapasitesinin eklenmesi, kentin dış pazarlardaki ekonomik görünürlüğünü artırabilir. GEÇMİŞTEN GELECEĞE: BURSA’NIN YAPILAŞMA DENEYİMİ YURT DIŞINA TAŞINIYOR Bursa'nın yapılaşma hikâyesi yalnızca yeni konutlardan oluşmuyor. Kent; tarihi yapıların korunması, eski mahallelerin dönüşümü, sanayi alanlarının yeniden düzenlenmesi, yeni konut bölgelerinin oluşması, ticari yapıların gelişmesi, turizm yatırımları, kentsel dönüşüm gibi birçok farklı yapılaşma sürecini aynı anda yaşadı. Bu deneyim, Bursa merkezli inşaat firmalarının farklı yapı türleriyle çalışma kapasitesini artırdı. Şimdi ise bu tecrübenin başka ülkelerde kullanılabileceği yeni bir dönem başlıyor. Almanya'daki Zoone Yapı GMBH yapılanması bu dönüşümün örneklerinden biri olarak öne çıkıyor. İNŞAATIN PUSULASI ARTIK SADECE YENİ BİNALARI GÖSTERMİYOR Dünya inşaat sektöründe önemli bir paradigma değişimi yaşanıyor. Geçmişte büyümenin temel göstergelerinden biri yeni yapı sayısıydı. Bugün ise mevcut yapı stokunun yenilenmesi, sürdürülebilir hale getirilmesi ve ekonomik ömrünün uzatılması giderek daha fazla önem kazanıyor. Bu değişim, renovasyon şirketlerinin önüne yeni fırsatlar çıkarıyor. Bursa gibi hızlı gelişen ve güçlü inşaat sektörüne sahip kentlerde faaliyet gösteren firmalar için de bu durum yeni bir ihracat alanı anlamına gelebilir. Yeni bina yapmak bir uzmanlık alanıysa, eski binayı geleceğe hazırlamak da yeni nesil uzmanlık alanlarından biri haline geliyor. ZOONE YAPI GMBH’NİN İLK İKİ PROJESİ NE ANLATIYOR? Lüdenscheid ve Eppenbrunn'daki iki proje, ölçek bakımından Avrupa çapında dev projeler olmayabilir. Ancak stratejik açıdan bakıldığında başka bir anlam taşıyorlar. Çünkü uluslararası büyüme çoğu zaman büyük bir projeyle değil, küçük ama başarılı ilk referanslarla başlıyor. Bir ülkede gerçekleştirilen ilk projenin başarılı tamamlanması; yeni müşteri referansları, yeni yatırımcılarla temas, yeni proje teklifleri, yerel iş ortaklıkları, marka bilinirliği açısından sonraki dönemi etkileyebiliyor. Şirketin Lüdenscheid projesinin Ekim 2026'da hizmete açılması ve Eppenbrunn'daki çalışmanın tamamlanması sonrasında oluşacak referansların, Almanya'daki yeni iş bağlantıları açısından önem taşıması beklenebilir. Bu nedenle önümüzdeki dönem, şirket açısından yalnızca mevcut projelerin tamamlanacağı değil, Almanya'daki ilk referansların yeni bir büyüme zincirine dönüşüp dönüşmeyeceğinin görüleceği dönem olacak. AVRUPA’NIN ESKİ BİNALARI, BURSA’NIN YENİ PAZARI OLABİLİR Mİ? Sorunun yanıtı tek bir firmayla verilemez. Ancak genel sektör dinamikleri, Avrupa'daki yaşlanan yapı stokunun önümüzdeki yıllarda önemli bir renovasyon ihtiyacı oluşturacağını gösteriyor. Bu durum Türkiye'deki inşaat şirketleri açısından yeni bir fırsat alanı yaratabilir. Bursa özelinde ise avantaj; yalnızca inşaat firmalarının varlığı değil, aynı zamanda mühendislik, sanayi, üretim ve yan sanayi altyapısının bulunması. Eğer bu kapasite Avrupa standartlarıyla uyumlu biçimde organize edilebilirse, Bursa merkezli şirketlerin yurt dışında yalnızca müteahhit olarak değil, renovasyon ve yapı teknolojileri hizmet sağlayıcısı olarak da konumlanması mümkün olabilir. YENİ DÖNEMİN ANAHTARI: GÜVEN Uluslararası inşaat sektöründe en değerli sermayelerden biri güven. Bir firma yeni bir ülkede ilk projesini tamamladıktan sonra asıl sınav başlıyor. Müşteri memnuniyeti, teslimat kalitesi, zamanında bitirme, sözleşme şartlarına uyum ve proje sonrası hizmetler, firmanın ikinci ve üçüncü projelerini doğrudan etkileyebiliyor. Bu nedenle Bursa'dan Avrupa'ya açılacak şirketlerin hedefi yalnızca “Almanya'da iş almak” olmamalı. Asıl hedef; Almanya'da güvenilir bir Türk yapı markası oluşturmak olmalı. Zoone Yapı GMBH'nin önündeki süreç de bu açıdan önem taşıyor. SONUÇ: BURSA’DAN DÜNYAYA UZANAN YENİ İNŞAAT HATTI Bursa'nın inşaat sektörü için yeni dönem, yalnızca şehir içinde daha fazla bina üretmekten ibaret olmayabilir. Kentin mühendislik, mimarlık, müteahhitlik ve üretim birikimi; Avrupa'nın renovasyon ihtiyacıyla buluştuğunda yeni bir hizmet ihracatı modeli ortaya çıkabilir. Zone İnşaat'ın Almanya'da kurduğu Zoone Yapı GMBH, bu modelin dikkat çeken örneklerinden biri. Mayıs 2026'da faaliyete başlayan şirketin kısa süre içerisinde Lüdenscheid ve Eppenbrunn'da iki renovasyon projesi üstlenmesi, Bursa'dan Avrupa'ya açılımın ilk somut adımlarından biri olarak öne çıkıyor. Lüdenscheid'deki dört katlı yapının yenilenmesiyle birlikte Mangal x LP10 işletmesinin ilk iki katta faaliyet göstermesi, diğer iki katın konut olarak kullanılması; Eppenbrunn'da ise yaklaşık 2 bin metrekarelik ticari alanın spor ve eğlence sektörüne kazandırılması, şirketin farklı kullanım alanlarında renovasyon kabiliyetini ortaya koyuyor. Ancak asıl hikâye bu iki projeden daha büyük. Asıl hikâye, Bursa'da oluşan yapı ve mühendislik bilgisinin uluslararası bir hizmet ihracatına dönüşme ihtimali. Önümüzdeki dönemde Almanya'nın ardından diğer Avrupa ülkelerinin de hedeflenmesi, otel, apartman, ticari tesis ve farklı sektörlerdeki eski yapıların yenilenmesine yönelik projelerin araştırılması, bu açılımın genişleme potansiyeline işaret ediyor. Bursa'nın inşaat pusulası artık yalnızca yeni konut bölgelerini göstermiyor. Pusulanın ibresi Avrupa'ya, eski binalara, renovasyona, enerji verimliliğine, yeniden işlevlendirmeye ve uluslararası hizmet ihracatına doğru dönüyor. Kısacası, Bursa'nın yapı ustalığı artık yalnızca yerel şantiyelerde değil, dünya pazarlarında da sınanacak. Ve önümüzdeki yıllarda sektörün en önemli sorularından biri şu olacak: Bursalı inşaat firmaları Avrupa'nın eski yapılarını yenilerken, kendi markalarını da küresel ölçekte yeniden inşa edebilecek mi? Zoone Yapı GMBH'nin Almanya'daki ilk projeleri, bu sorunun yanıtını arayan sürecin ilk somut örneklerinden biri olarak dikkat çekiyor.

Bölge Bayii Recep Batuhan Özkan’dan Çarpıcı Değerlendirme: “Pazar Son Üç Yılda Neredeyse Yarı Yarıya Küçüldü” Haber

Bölge Bayii Recep Batuhan Özkan’dan Çarpıcı Değerlendirme: “Pazar Son Üç Yılda Neredeyse Yarı Yarıya Küçüldü”

Tarım makineleri sektöründe uzun yıllardır faaliyet gösteren Bölge Bayii Recep Batuhan Özkan, sektörün mevcut durumunu, resmi veriler ışığında yaşanan gelişmeleri ve sahadaki gözlemlerini kapsamlı şekilde değerlendirdi. Bayilik merkezinde gerçekleştirdiğimiz röportajda konuşan Özkan, yalnızca satış rakamlarını değil, Türkiye tarım ekonomisinin içinde bulunduğu tabloyu da ayrıntılı biçimde analiz etti. Tarımın Bel Kemiği Olan Traktör Pazarı Alarm Veriyor Tarımsal üretimin temel unsurlarından biri olan traktörler, çiftçinin en büyük yatırım kalemleri arasında yer alıyor. Ancak son dönemde yaşanan ekonomik gelişmeler, üreticilerin yeni yatırım kararlarını ciddi şekilde yavaşlatmış durumda. Recep Batuhan Özkan’a göre bugün yaşanan tablo, yalnızca traktör sektörünü değil, Türkiye tarımının geleceğini de yakından ilgilendiriyor. Özkan değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı: “Türkiye traktör pazarı tarihinin en zor dönemlerinden birini yaşıyor. Pazar hacmi küçülüyor, satış adetleri geriliyor ve en önemlisi çiftçimizin yatırım yapabilme gücü her geçen gün azalıyor. Son iki yılda yaşanan ekonomik gelişmeler hem üreticiyi hem de bayi teşkilatlarını ciddi şekilde etkiledi.” Son Üç Yılda Tarihi Daralma Sektör verileri incelendiğinde Türkiye traktör pazarında yaşanan küçülmenin boyutu dikkat çekiyor. Recep Batuhan Özkan’ın paylaştığı değerlendirmelere göre; 2024 yılında yaklaşık 60 bin adet traktör satışı gerçekleşti. 2025 yılında pazar yaklaşık 40 bin adet seviyesine geriledi. 2026 yılı sonuna yönelik sektör beklentisi ise satışların 30 bin adet seviyelerine kadar düşebileceği yönünde. Bu rakamlar değerlendirildiğinde yalnızca üç yıllık süreçte Türkiye traktör pazarının yaklaşık yüzde 50 oranında küçülme riskiyle karşı karşıya bulunduğu görülüyor. Uzmanlara göre bu durum yalnızca satış adetlerinin düşmesini değil, aynı zamanda tarım sektöründe yatırım iştahının da önemli ölçüde zayıfladığını ortaya koyuyor. Çiftçinin Alım Gücü Tarihin En Düşük Seviyelerinden Birinde Recep Batuhan Özkan’a göre sektörün temel problemi traktör üretimi değil, çiftçinin yatırım yapabilecek ekonomik güce sahip olmaması. Artan girdi maliyetleri, mazot fiyatları, gübre, tohum, ilaç ve işçilik giderleri nedeniyle üreticinin önceliği üretimi sürdürebilmek olurken, yeni makine yatırımları ikinci plana itilmiş durumda. Özkan bu tabloyu şu sözlerle özetliyor: “Çiftçimizin alım gücü eski yıllara göre ciddi şekilde düştü. İnsanlar yeni traktör almak yerine mevcut makinesini kullanmaya devam ediyor. Yatırımlar erteleniyor. Bu durum doğal olarak hem sıfır traktör hem de ikinci el piyasasını doğrudan etkiliyor.” İkinci El Pazarı da Yavaşladı Geçmiş yıllarda ekonomik dalgalanmalar sırasında ikinci el traktör piyasasının hareketlendiğini hatırlatan sektör temsilcileri, bugün ise ikinci elde de beklenen canlılığın oluşmadığını ifade ediyor. Recep Batuhan Özkan, ikinci el piyasasının da ciddi anlamda yavaşladığını belirterek şunları söyledi: “Eskiden sıfır satışları düştüğünde ikinci el pazarı hareketlenirdi. Bugün ise ikinci elde de aynı canlılığı göremiyoruz. Bunun en temel nedeni çiftçinin finansman imkanlarının daralması ve yatırım kararlarını ertelemesi.” Bayiler ve Üreticiler de Ciddi Baskı Altında Pazardaki daralma yalnızca çiftçiyi değil, üretici firmaları ve bayi ağını da doğrudan etkiliyor. Özkan’a göre satışların azalmasına rağmen işletme giderleri artmaya devam ediyor. Bayiler; artan stok maliyetleri, finansman giderleri, kredi faizleri, personel maliyetleri, işletme giderleri nedeniyle önemli bir mali yük taşıyor. Konuyla ilgili değerlendirmesinde Özkan şöyle konuştu: “Talep azalıyor ancak maliyetler sürekli yükseliyor. Bayilerin stok finansmanı her geçen gün daha pahalı hale geliyor. Aynı durum üretici firmalar için de geçerli. Sektörün tüm paydaşları mevcut ekonomik koşullardan etkileniyor.” TÜİK Verileri Sahadaki Gerçeklerle Örtüşüyor Recep Batuhan Özkan, sektördeki gelişmeleri yalnızca saha gözlemleriyle değil, resmi istatistiklerle de yakından takip ettiklerini söyledi. Özkan, Türkiye İstatistik Kurumu tarafından yayımlanan traktör satış verilerinin piyasanın gerçek durumunu doğruladığını belirterek şu ifadeleri kullandı: “Elimize düzenli olarak traktör satışlarına ilişkin TÜİK verileri ulaşıyor. Bayi olarak bunları sürekli analiz ediyoruz. Resmi rakamlarla sahada yaşadıklarımız büyük ölçüde örtüşüyor.” Sektör temsilcileri, resmi verilerin yalnızca satış sayılarını değil, aynı zamanda çiftçinin yatırım eğilimlerini de net biçimde ortaya koyduğunu ifade ediyor. 2026 Model Traktör Satışlarında Dikkat Çeken Detay Mayıs ayı satış rakamlarını değerlendiren Recep Batuhan Özkan, sektörde stokların hâlâ önemli ölçüde devam ettiğini söyledi. Özkan şu bilgileri paylaştı: “Mayıs ayında satılan 1.983 traktörün yalnızca yaklaşık 700 adedi 2026 model traktörlerden oluşuyor. Bu da bayilerin hâlen önceki dönem stoklarını eritmeye çalıştığını gösteriyor.” Uzmanlara göre bu durum üretimin devam etmesine rağmen talebin beklenen seviyeye ulaşmadığını ve stok devir hızının önemli ölçüde yavaşladığını ortaya koyuyor. Stoklu Ürünler Çiftçiler İçin Avantaj Oluşturabiliyor Pazardaki durgunluğun yatırım yapmak isteyen üreticiler açısından bazı fırsatlar oluşturduğunu belirten Recep Batuhan Özkan, özellikle stokta bulunan traktörlerde avantajlı fiyatların görülebildiğini ifade etti. Özkan şöyle konuştu: “Bugün gerçekten traktör ihtiyacı olan üreticilerimiz için önemli fırsatlar bulunuyor. Bayiler ellerindeki stokları eritmek istediği için zaman zaman oldukça avantajlı fiyatlar oluşabiliyor. Piyasayı yakından takip eden çiftçiler bu süreçten kazançlı çıkabilir.” Türkiye Pazarının Yüzde 80’ini Küçük ve Orta Güçteki Traktörler Oluşturuyor Türkiye’nin tarımsal üretim yapısı traktör tercihlerine de doğrudan yansıyor. Recep Batuhan Özkan’ın aktardığı bilgilere göre Türkiye traktör pazarının yaklaşık yüzde 80’ini 75 HP ve altındaki modeller oluşturuyor. Bu tablo; aile işletmelerinin ağırlığını, küçük ve orta ölçekli üreticilerin pazardaki belirleyici rolünü, yüksek beygir gücüne sahip traktörlerin ise daha sınırlı kullanıcı kitlesine hitap ettiğini gösteriyor. Finansmana Erişim Sektörün Geleceğini Belirleyecek Recep Batuhan Özkan, sektörün yeniden büyüme sürecine girebilmesi için en önemli unsurun uygun finansman olduğunu vurguluyor. Çiftçinin uzun vadeli ve düşük maliyetli kredi imkanlarına ulaşabilmesinin sektör açısından kritik önem taşıdığını belirten Özkan, şu değerlendirmeyi yaptı: “Tarımsal üretimin sürdürülebilirliği için çiftçinin yatırım yapabilecek ekonomik koşullara kavuşması gerekiyor. Uygun kredi imkanları, yatırım teşvikleri ve üreticiyi destekleyen politikalar hem traktör sektörünü hem de tarım ekonomisini yeniden hareketlendirebilir.” Markaların İlk Beş Aylık Performansı Yakından İzleniyor Recep Batuhan Özkan, sektörün önümüzdeki dönemde en çok takip edeceği başlıklardan birinin markaların ilk beş aylık satış performansları olacağını söyledi. Resmi verilerin açıklanmasının ardından marka bazlı pazar paylarının ve satış dağılımlarının sektör açısından önemli göstergeler sunacağını ifade eden Özkan, bu verilerin yatırım planlamaları açısından da belirleyici olacağını dile getirdi. Tarım Ekonomisindeki Daralma Makine Yatırımlarına Yansıyor Ekonomistler, traktör satışlarında yaşanan gerilemenin yalnızca makine sektörüne ilişkin bir veri olarak değerlendirilmemesi gerektiğine dikkat çekiyor. Çünkü traktör yatırımları; tarımsal üretim beklentilerini, çiftçinin finansal gücünü, krediye erişim imkanlarını, kırsal ekonomideki güven ortamını, üretim planlamasını aynı anda yansıtan en önemli göstergeler arasında yer alıyor. Bu nedenle traktör satışlarındaki daralma, Türkiye tarım ekonomisinin genel görünümünü değerlendirmede kritik öneme sahip göstergelerden biri olarak kabul ediliyor. Önümüzdeki Aylar Belirleyici Olacak Sektör temsilcileri, yılın ikinci yarısında açıklanacak resmi satış verilerinin traktör pazarının geleceği açısından belirleyici olacağını ifade ediyor. Faiz politikaları, finansmana erişim koşulları, tarımsal destekler ve hasat döneminin ardından oluşacak yatırım eğilimleri, traktör pazarının yeniden toparlanıp toparlanamayacağını gösterecek en önemli faktörler arasında yer alıyor. Recep Batuhan Özkan ise değerlendirmesini şu sözlerle tamamladı: “Biz umudumuzu koruyoruz. Tarım bu ülkenin vazgeçilmez sektörüdür. Çiftçimiz üretmeye devam ettiği sürece traktör sektörü de yeniden büyüme potansiyeline sahiptir. Ancak bunun için üreticinin desteklenmesi ve yatırım yapabilecek ekonomik koşulların oluşturulması büyük önem taşıyor.”

SEÇİMİN GÖZDE VAADİ KAYIP MI? KARACABEY'DE AVM SÖZÜ HÂLÂ ORTADA YOK Haber

SEÇİMİN GÖZDE VAADİ KAYIP MI? KARACABEY'DE AVM SÖZÜ HÂLÂ ORTADA YOK

Karacabey'de 2024 Yerel Seçimleri öncesinde kamuoyuna büyük bir kararlılıkla duyurulan Alışveriş Merkezi (AVM) projesi, seçimlerin ardından geçen süreye rağmen hiçbir somut ilerleme görülmemesi nedeniyle yeniden tartışmaların odağına yerleşti. Seçim döneminin en dikkat çeken projelerinden biri olarak tanıtılan yatırımın akıbeti belirsizliğini korurken, Saadet Partisi Karacabey İlçe Başkanı Zeynel Abidin Koçak, Belediye Başkanı Fatih Karabatı'nı kamuoyu önünde hesap vermeye çağırdı. Seçim meydanlarında Karacabey'e büyük yatırımlar yapılacağı anlatıldı. İlçenin çehresini değiştirecek projelerden söz edildi. Gençlerin sosyal yaşamına yeni bir soluk kazandıracağı belirtilen AVM projesi, seçim kampanyasının en çok öne çıkarılan vaatlerinden biri oldu. Vatandaşlardan destek istenirken, "Karacabey kazanacak", "Gençlerimiz artık çevre ilçelere gitmeyecek", "Yeni yatırımlar ilçemize değer katacak" denildi. Sandıkta bu vaatlerle güven istendi. Millet de bu sözlere inanarak tercihini yaptı. Ancak seçimlerin ardından geçen süreçte ortaya çıkan tablo, seçim meydanlarında çizilen tabloyla örtüşmedi. Bugün gelinen noktada kamuoyunun karşısında ne yükselen bir inşaat bulunuyor, ne atılmış bir temel, ne açıklanmış bir ihale süreci, ne yatırım takvimi ne de vatandaşın merakını giderecek ayrıntılı ve şeffaf bir bilgilendirme... Karacabey halkı şimdi çok net soruların cevabını bekliyor: AVM projesi bugün hangi aşamadadır? Projenin finansmanı sağlanmış mıdır? İhale yapılmış mıdır? Yatırımcı belli midir? Temel ne zaman atılacaktır? Yoksa seçim meydanlarında büyük umutlarla anlatılan bu proje, seçim sonrasında sessizce rafa mı kaldırılmıştır? Karacabey'de artık vatandaşın sabrı tükenmektedir. Gençler sosyal medya paylaşımlarını değil, iş makinelerini görmek istemektedir. Afişlerde yazan sloganları değil, yükselen binaları görmek istemektedir. Basın açıklamalarını değil, sahadaki çalışmaları görmek istemektedir. Çünkü seçim döneminde verilen sözler, alkış almak için kurulmuş cümleler değildir. Her vaat, millete verilmiş bir taahhüttür. Ve her taahhüt, yerine getirilmediği takdirde kamu vicdanında sorgulanır. Karacabey'de bugün asıl ihtiyaç duyulan şey yeni vaatler değil, geçmişte verilen sözlerin akıbetine ilişkin açık, şeffaf ve doyurucu bir açıklamadır. Sessizlik uzadıkça soru işaretleri de büyümektedir. Ortada görünür bir çalışma olmaması ise kamuoyunda "Bu proje gerçekten hayata geçirilecek mi?" sorusunu her geçen gün daha yüksek sesle gündeme taşımaktadır. "KARACABEY HALKI CEVAP BEKLİYOR" Saadet Partisi Karacabey İlçe Başkanı Zeynel Abidin Koçak, yaptığı açıklamada şu değerlendirmelerde bulundu: "Karacabey halkı seçim döneminde verilen sözlerin takipçisidir. Milletin oyunu alırken büyük bir kararlılıkla ifade edilen projelerin, seçimden sonra unutulmasını kabul etmek mümkün değildir. Eğer proje devam ediyorsa hangi aşamada olduğu açıkça açıklanmalıdır. Eğer gecikme varsa nedenleri kamuoyuyla paylaşılmalıdır. Şeffaflık, hesap verebilirlik ve sorumluluk, belediyeciliğin vazgeçilmez ilkeleridir." Koçak, Belediye Başkanı Fatih Karabatı'ya şu soruları yöneltti: AVM projesi hangi aşamadadır? Finansman tamamlanmış mıdır? İhale süreci başlatılmış mıdır? Temel atma tarihi belirlenmiş midir? Kamuoyu neden bugüne kadar ayrıntılı olarak bilgilendirilmemiştir? "VAATLERİN DEĞİL, İCRAATLARIN KONUŞULDUĞU BİR KARACABEY İSTİYORUZ" Saadet Partisi Karacabey İlçe Başkanlığı olarak Belediye Başkanı Sayın Fatih Karabatı'nı seçim döneminde kamuoyuna verdiği sözler hakkında kapsamlı ve şeffaf bir açıklama yapmaya, AVM projesinin mevcut durumunu tüm ayrıntılarıyla paylaşmaya ve Karacabey halkının beklentilerine somut adımlarla cevap vermeye davet ediyoruz. Bizler muhalefet görevimizi, siyasi polemik üretmek için değil; millet adına verilen sözlerin takipçisi olmak, kamu kaynaklarının etkin kullanılmasını istemek ve vatandaşın beklentilerini gündemde tutmak için sürdüreceğiz. Karacabey halkı unutmaz. Gençler unutmaz. Sandıkta verilen sözleri de, tutulmayan vaatleri de günü geldiğinde yine millet değerlendirecektir.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.